bookmark_picture module_picture

DİNİ BİLGİLER

VEFATLAR

2010
2009
2008
2007
Ana Sayfa arrow Nostalji
 
Nostalji PDF Yazdır

ALTIPINAR KÖYÜ (AVANOS- NEVŞEHİR)

HALK EDEBİYATI VE FOLKLORUNDAN ÖRNEKLER

 

  
                   Hazırlayan: Mustafa DEMİR

ÖNSÖZ
 
GİRİŞ:
 
ALTIPINAR KÖYÜ HAKKINDA GENEL BİLGİLER
A-Altıpınar Köyü’nün Tarihi,Coğrafi ve Sosyal Durumu
B-Altıpınar Köyü’nün İsmine Bağlı Menkıbeler
 
I.BÖLÜM
ALTIPINAR KÖYÜ’NDE KULLANILAN ADLAR
A-Altıpınar Köyü’ndeki Soyadları
B-Altıpınar Köyü’ndeki Lakaplar
1-Fiziki Görünüşten Dolayı Takılan Lakaplar 2-Alışkanlıklardan dolayı takılan Lakaplar
3-Geçmişteki bir hadiseden kaynaklanan lakaplar
4-Ana-Baba isimlerinden kaynaklana ve diğer lakaplar
C-Altıpınar Köyü’ndeki Yer Adları
D-Altıpınar Köyü’ndeki Değişik Adlar
 
II.Bölüm
ALTIPINAR KÖYÜ’NDE HALK ANLATMALARI
 
A-Nesir Örnekleri
1-Masallar
    a-Saçı Sırma
    b-Hürü
2-Efsaneler
    a-Emirbağ Efsanesi
    b-Hep Büyük Kuşu Efsanesi
    c-İsmail Sivrisi Efsanesi
3-Halk Hikayeleri
   a-Palancı Hikayesi

   b-Tuzun Yokuşu Hikayesi
   c-Yaprak Hikayesi
   d-Gelinin Görümcesi Hikayesi
   e-Kadının Kırığı Hikayesi
   f- Hem Ağlarım Hem Giderim Hikayesi
   g-Gidin Sinekler Gidin Hikayesi
4-Halk Fıkraları
    a-Dangalak
    b-Zarflar Rafta
    c-Çok Geldiniz
    d-Lor
    e-Köpek ve Kapı Zili
    f-Keçi
    g-Süte Hiç Su Katılır mı?
    h-Kedi İhracatı
5-Altıpınar Köyü’ndeki Kalıplaşmış Sözler
    a-Deyimler ve Atasözleri
    b-Dualar ve Beddualar
 
B-Nazım Örnekleri
1-Maniler
2-Sayışmacalar
 
III:BÖLÜM
ALTIPINAR KÖYÜ’NDE HALK OYUNLARI
 
1-Ebe Mestik
2-Gül Bitme
3-Ev Sorma
4-Uçtu Uçtu
5-Kızdı Kayış
6-Para Saklamaca
7-Zındır Zımba
8-Köprü(Tosbağa)
9-Vızz Arı
10-Ben Vurdum
 
IV.BÖLÜM
ALTIPINAR  KÖYÜ’NDE  GEÇİŞ DÖNEMİ ADETLERİ
 
A-Doğum Âdetleri
1-Doğum Öncesi Âdetler
2-Doğum Sonrası Âdetler
    a-Göbek bağının Gömülmesi
    b-Albasması
    c-Kırkın Çıkarılması
    d-Ad Verme
 
B-Evlenme Âdetleri
1-Evlenme Türü
2-Evlenme Yaşı
3-Gelin Adaylarının Belirlenmesi
4-Evlenme İsteğini Bildirme Biçimleri
    a-Pilava Kaşık Dikme
    b-Babanın Ayakkabısını Çivileme
    c-Babanın Ayakkabısına Su Doldurma
5-Kız İsteme
6-Çorap Alma
7-Nişan
8-Nişanlılık Süreci
9-Bohça Atma
10-Gelin Kızın Misafirliğe Çağırılması
11-Çeyizin Gitmesi
12-Düğünün Başlaması Ve Yunak
13-Kız Gezdirme
14-Bayrak Kalkması ve Bayrak Yemeği
15-Kına Gecesi
16-Gelinin Alınması
17-Yenge-Seğmen Gidilmesi
18-Gerdek
19-Kale
 
C-Ölüm Âdetleri
1-Ölümü Düşündüren Belirtiler
2-Ölüm Anındaki Âdetler
3-Ölümden Sonraki Âdetler
 
V.BÖLÜM
ALTIPINAR KÖYÜ’NDEKİ HALK HEKİMLİĞİ
 
VI. BÖLÜM
ALTIPINAR KÖYÜNDEKİ YÖRESEL YEMEKLER
 
1-Gıcı Mantı
2-Gendime
3-Bulamaç
4-Kabak Çiçeği Dolması
5-Arabaşı
6-Haside
 
VII.BÖLÜM
ALTIPINAR KÖYÜ’NDEKİ YÖRESEL KIYAFETLER
 
1-Erkek Kıyafetleri
2-Kadın Kıyafetleri
3-Çocuk Kıyafetleri
 
VIII.BÖLÜM
ALTIPINAR KÖYÜ’NDEKİ İNANIŞLAR
 
1-Bereket İnanışları
2-Misafir İnanışları
3-Ölüm İnanışları
4-Uğursuzluk İnanışları
5-Seyahat İnanışları ve Diğer İnanışlar
 
 
SONSÖZ
 

ÖNSÖZ

Âdetler milli birlik beraberliği sağlamada  etkili olan en önemli unsurlardandır. Bunlar ortak düşünüşün, ortak yaşayışın delilleridir. Bu delilleri toplayıp, insanlara ortak düşündüklerini, ortak yaşadıklarını  göstererek milli birlik ve beraberliği sağlamada eşsiz hizmetlerde bulunan Folklor ve Halk Edebiyatı araştırmaları bu bakımdan ayrı bir öneme sahiptir.   Biz de bu bilinçle Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak kendi köyümüz olan Altıpınar Köyü’nün (Avanos-Nevşehir) Halk Edebiyatı ve Folklor ürünlerini derlemeye çıkınca büyük zevk duyduk.
Anadolu’daki küçük bir köyü konu edinerek, arada kilometreler olsa da gerek Türkiye sınırları içinde gerek Türkiye sınırları dışında olan kardeşlerimize aynı düşündüğümüzü, aynı yaşadığımızı göstermede, hızla değişen çevremizde yeni nesillerin köyümüzün geçmişini ve kültürünü unutmamaları için bu çalışmanın bir katkısı olacağını sanıyoruz.
Özellikle böyle bir çalışmayı yapmamızda, köyümüzün gelecek nesillerine, kendi âdet, gelenek ve göreneklerini  anlatan bir eser bırakmayı, bizi memleket sevgisi dolu olan kültürüyle besleyen köyümüze karşı bir vefa borcu bilmemiz etkili olmuştur.
Bu çalışmamız sırasında öncelikle, âdetlerimizi, geleneklerimizi daha iyi bilen yaşlı insanların kaynaklığına başvurulmuştur. Çünkü bu insanların bilinen adetlerin daha eski şekilleriyle birlikte  bunların nasıl ortaya çıktıklarını bilmeleri önem taşımaktaydı.Çalışmamızda yeri geldikçe kaynak şahıslarımızın verdiği bilgiler doğrultusunda mevcut âdetlerin , geleneklerin eski şekilleri ve nereden kaynaklandıkları da verilmiştir.
Çalışmamızda Altıpınar Köyü ile ilgili genel bilgilerin yanında kullanılan adlar,köydeki halk anlatmalar, halk oyunları, geçiş dönemi âdetleri, inanmalar,halk hekimliği, yöresel yemekler ve kıyafetle ilgili bilgiler ayrı bölümler halinde verilmiştir.
 

GİRİŞ:
ALTIPINAR KÖYÜ HAKKINDA GENEL BİLGİLER   A-Köyün Tarihi, Coğrafi ve Sosyal Durumu
 
Altıpınar Köyü Nevşehir ilinin Avanos ilçesine bağlı yaklaşık iki yüz elli haneli bir köydür. Köydeki yerleşik nüfus, özellikle son yıllarda verilen göçlerle iyice azalmıştır.
Yapılan araştırmaya göre köyümüze kayıtlı toplam nüfus iki bin kişiyi  aşmaktadır.
Köy dışında yaşayan köylülerimiz özellikle yurtiçinde  Kayseri, Ankara ve İstanbul’da; yurtdışında da Almanya, Hollanda, Belçika ve Fransa’da  yoğunlaşmıştır.
Altıpınar Köyü’nün komşuları, doğuda Akarca Belediyesi,güneyde Özkonak Kasabası, batıda Sarılar Kasabası, ve kuzeyde Çalış ve Topaklı Kasabalarıdır.
Altıpınar Köyü Avanos’a 30km, Nevşehir’e 55 km. uzaklıktadır.
Altıpınar yol, su, elektrik, telefon, kanalizasyon gibi hizmetler yönünden kusursuzdur.Köydeki bu hizmetler konusunda eski muhtarlarımızdan merhum Abdullah GÖKSU’nun hizmetlerini anmak yerinde olur. Köyde ayrıca lojmanlarıyla birlikte  iki katlı bir okul(Şu an kapalı), postane, sağlık ocağı, Kuran kursu ve kütüphane bulunmaktadır. İçindeki donanım bakımından kusursuz olan bu binalar ne yazık ki nüfus azlığı nedeniyle1993 yılından beri hizmet verememektedir.
Köyümüzde tamamen köylülerimizin kendi gayret ve yardımlarıyla alınan bir kepçe, ambulans, çöp kamyonu, itfaiye arabası bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi altyapı ve diğer hizmetler konusunda pek çok kasabayı bile kıskandıracak, imkanlara sahip olan köyümüzün sürekli nüfus kaybetmesiyle birlikte bu imkanlardan yeterince yararlanılamamaktadır. Son yıllarda, büyük şehirlerde ve yurtdışında çalışıp emekli olan köylülerimizin yavaş yavaş köye dönmeye başlamaları sevindirici bir hadisedir.
Köy dışında yaşayan köylülerimiz,  köyün  dışarıya   göç vermesine engel olup, köylülerimiz arasında dayanışmayı canlı tutmak amacıyla Almanya, İstanbul ve Kayseri’de kurdukları Altıpınar Köyü’nü Yaşatma Dernekler ile köye eski canlılığını kazandırmaya çalışmaktadırlar. Bu derneklerimiz sayesinde köy dışındaki hemşehrilerimiz bir araya gelip köy kültürü canlı tutulmaktadır.
Köyün geçim kaynağı daha çok tarıma dayalıdır.Özellikle buğday ekimi çok yaygındır.Son yıllarda ilçe tarımın desteğinde çilek, bodur elma, bodur ceviz yetiştirme çalışmalarıyla köy tarımına yeni açılım sağlanmaktadır. Köyde ayrıca bir besi çiftliği bir de tavuk çiftliği mevcuttur.
Altıpınar’da eğitim seviyesi sürekli artmaktadır. Öyle ki önceleri sadece ekonomik sebeplerden dolayı köy dışarı göç verirken, son zamanlardaki göçün temel nedeninin eğitim olması köydeki eğitimli nüfusun hızla artmasına zemin hazırlamıştır.
 

B-Altıpınar Köyü’nün İsmine Bağlı Menkıbeler
Altıpınar’da henüz yerleşim yokken köyümüz arazisi komşu Özkonaklılar tarafından mera ve tarla olarak kullanılmaktaymış. Özkonaklılar bahar aylarında köyümüz arazisine gelir eker-biçer, hayvanlarını otlatıp sonbaharın sonunda da köylerine dönerlermiş.
Yılın birinde kış aylarında da Altıpınar’da kalmaya karar vermişler. İşte ilk bu olaydan sonra Altıpınar yerleşim yeri olmaya başlamış.Ardından değişik yerlerden diğer göçlerle beraber Altıpınar bir köy haline gelmiş.
Altıpınar ismine gelince...
Adından anlaşıldığı üzere köyün ismi su ile ilgilidir. Bu konuda iki rivayet vardır. Birinci rivayete göre, köye ilk gelenler barınmak için çadır kurmaya başlarlar. Çadırların direklerini diktikleri her yerden su çıkar.Bunun üzerine “Buranın da hep altı pınarmış.” derler ve köyün adı “Altıpınar” kalır.
İkinci rivayete göre, yine ilk gelenler atlarının yayılması için atların bir zincirle bağlı olduğu zikke adı verilen ucu sivri demir çubuklar otlağa çakılır. Bu zikkelerin altısının dibinden su çıkar.Bunun üzerine köyün adı “Altıpınar” kalır.
 

I.BÖLÜM
ALTIPINAR’DA KULLANILAN ADLAR
 

A-Altıpınar Köyündeki Soyadları
Soyadlarının işlevlerinden biri, benzer isimleri birbirinden ayırmaktır.Oysa Altıpınar’da köylü soyadlarının bu işlevinden hemen hemen hiç faydalanmaz. Çünkü insanların isimlerinin  önüne veya ardına eklene lakaplardan başka isimlerin önüne getirilen sülale adları soyadlarının görevini yüklenmiş durumda. Bu sülale adları sülalelerin soyadlarıyla bir benzerlik göstermiyor. Bunun sebebi sülale adının soyadı kanunundan önce kullanılmaya başlamasıdır.
Köydeki sülale isimleri daha ziyade, o sülalenin bilinen en yaşlı erkeğinin adından kaynaklanmaktadır. Bunun sonucunda köyde biri resmi biri gayr-ı resmi iki soyadı oluşmuş. Resmi işlerde mecburen nüfus kağıdında yazan soyadı kullanılırken günlük hayatta köylünün itibar ettiği soyadı gayr-ı resmi olanıdır.
Köyümüzde lakap olarak kullanılan soyadları ve resmi soyadları şunlardır:
Köyde aynı soydan geldiği bilinmekle birlikte farklı sülale adı kullanan aileler de var. Mesela, Demir soyadını kullanan aileler için Bekir Ustalar ve Hacelosmanlar ( Hacı Ali Osmanlar) sanki farklı iki sülaleymiş gibi kullanılmakta. Omallar ismi genel olarak Ünal soyadını kullanan için kullanılırken Bekdeşler ve Topalığsanlar, Omalların farklı iki kolu için kullanılıyor.Burada Omallar: Ömerler, Bekdeşler: Bektaşlar, Topalığsanlar: Topal İhsanlar karşılığıdır. Yağaplar: Özüberk soyadını taşıyan aileler için kullanılıyor.Yağaplar isminin Yakuplar’dan geldiği anlaşılıyor ki Yakup, sülalenin bilinen en yaşlı erkeğinin ismi. Kör Şükrüler:
Altıpınar’da yukarıda ismi geçen soyadlarında başka Göksu, Yalçın, Doğan, Millet,Özer, Kaya, Tekin,Yavşan, Ercan, Taş soyadları da kullanılmaktadır. Bunlarda Sülale isimleri olarak Göğ Ahmetler, Keller, Abdi Çavuşlar gibi isimler kullanılmaktadır.
 

B-Altıpınar Köyündeki Lakaplar
Her köyde olduğu gibi Altıpınar’da da lakapların vaz geçilmez bir yeri vardır. Öyle ki bir kişiden düz ismiyle bahsedilse köylü çoğu zaman kimden söz edildiğini anlamaz. Köylünün lakaplarla nasıl bütünleştiğini anlamak için şu olayı anlatmak yerinde olur:
Günlerden bir günNuri Emmi ile Mustafa Emmi bir mesele yüzünden kavgaya tutuşurlar. Mustafa Emmi,
-Lan Cacık Nuru(Nuri), şimdi senin ağzını yüzünü kırarım, diye Nuri Emmi’nin üzerine yürür.
Nuri Emmi  rahatsızlığından dolayı sürekli karbonat içmek zorundaymış. Mustafa Emmi’nin bu tehdidi üzerine,
-Ben Cacık Nuruyusam sen de pis Ballıh’sın, dur şu karbınatamı içiyim de sana gününü gösderirim, diyerek  Mustafa Emmi’nin üzerine yürür ve iki koca adam kavgaya tutuşurlar. Bu küçük olayın da gösterdiği gibi köyde lakaplar insanlarla öyle bütünleşmiş ki çoğu zaman bu lakaplar gerçek isimlerin de önüne geçmiştir.
Köylünün kendisine takılan lakaplara tepkisi değişik oluyor. Bu tepki lakapların karşıladıkları anlama göre ortaya çıkıyor. Kimi köylü kendisine takılan lakaba tepki vermezken kimisi de bu işe aşırı tepki veriyor. Köyde lakaplara verilen bu tepkiler yine de lakapları ortadan kaldıramamış. Aksine tepki gösterilen lakaplar daha fazla kullanılır olmuş. Ancak köylü bu işi, insanların yüzüne karşı doğrudan lakabıyla seslenmek yerine, o kişinin olmadığı bir ortamda ondan lakabıyla bahsederek yapıyor.
Köyde kullanılan lakaplara geçmeden önce konuyla ilgili olduğunu düşünerek şı kısa hikayeyi buraya kaydetmek, konumuzu daha da renklendirecek kanaatindeyim:
Köyün en renkli simalarından Topal Hacı bir gün komşu kasaba Çalış’a gider. Topal Hacı’yı orada tanımayan yoktur. O gün Topal Hacı’nın bulunduğu ortama yabancı biri gelir. Herkes yeni gelen kişiyle tanışmaya başlar. Sıra bizim Topal Hacı’ya gelince elini uzatır ve
-Benim adım Hacı, der. Bir yandan da topal olan ayağını göstererek, plakam da üstümde, diye ekler.
 
C- Yer Adları:
Altıpınar’da köy sınırları içinde yer alan  mekanlara tamamen  halk kültüründen kaynaklanan isimler verilmiştir. Köy yaşamında arazinin büyük önemi vardır. Araziler özel isimlerle belirgin hale getirilerek arazi isimleri konusunda da ortak bir dil oluşturulmuş Altıpınar’da. Şimdi bu yer adlarından belli başlı olanlarını zikredelim.
 

İsmail Sivrisi: Tepesinde İsmail Dede adında ermiş bir kişinin mezarının olduğuna inanılan tepeye vrilen addır ki bu tepe Nevşehir’in en yüksek yeridir(Yüksekliği 1800 metre civarındadır).
İnat Çeşmesi: Bahar Aylarında gürül gürül akıp yaz aylarında suyu kesilen çeşmeye verilen addır.
Kartal Pınarı: Üzerinde kartalların sıkça dolaştığı görülen pınara verilen addır.
Kurban Pınarı: Yağmur duasına çıkıldığında yanında kurban kesilen pınara verilen addır.
Şeker Pınarı: Suyu tatlıca bulunan pınara verilen addır.
Şişgavın Pınarı(Şişko’nun Pınarı): Lakabı Şişgav olan Mehmet Göksu tarafından yaptırılan  pınara verilen addır.
Kaya Pınar: Kaynağı kayaların arasında olduğundan bu pınara da bu isim uygun bulunmuş.
Yassı Pınar: Çukurun İçinde olduğundan bu ad verilmiş.
Kör Pınar: Suyu az olduğu için bu ad verilen pınardır.
 
Görüldüğü gibi köyümüzde köye isim olan pınarlarla ilgili pek çok isim var.
Davşandüşen(Tavşandüşen): Bol miktarda tavşan bulunan ve arazinin eğiminden dolayı tavşanların yokuş aşağı kaçarken sık sık düştükleri için bu yere böyle bir ad uygun görülmüştür. Köyün batı kısmında kalan arazinin adıdır.
Meşelik: Köyün doğusunda kalan arazinin adıdır.Burada bol miktarda meşe ağacı olduğu için bu ad verilmiştir.
Tahtalı: Köyün kuzeyinde yer alan ve bağların olduğu kısımdır.
Gırhı(Kırkı): Eskiden koyunların kırkıldığı yer olup şimdilerde mahalleye dönüşmüş yerin adıdır.
Mezarüstü: Köy mezarlığının kuzey yukarısında yer alan arazinin adıdır.
Pöğrengi: “Ta ören yeri” kelimelerinin kaynaşması sonucu ortaya çıkan bir addır.Köyün kuzeybatısında yer alan önceleri bostan yeri olarak kullanılan arazisinin adıdır.
Gözek: Çok sulak olan ve su kaynağı bulunan yere verilen addır.
 
Bunların dışında Zak, Köm, Aşağı Harman, Yukarı Harman, Musa’nın Dere gibi isimleri de anarak bu bölüme noktayı koyalım.

D-Değişik Adlar:

Köyde bazı hayvanlara, bitkilere herkesçe bilinen isimlerden başka değişik isimlerin verildiği de görülür. Bunlar: Kuyruğu Ölü: Akrep   Culuk: Hindi   Tosbağa: Kaplumbağa   Pürçüklü: Havuç Kırmızı: Domates   Bostan: Karpuz   Dişirici: Dilencidir
 
II:BÖLÜM   ALTIPINAR’DA HALK ANLATIMLARI   A-Nesir Örnekleri  

1-Masallar
Masalların kültürümüzde ayrı bir yeri vardır. Masalı iyi anlatan dedelerimize-ninelerimize ayrı bir muhabbet besleriz.
Altıpınar’da televizyon-radyo bu kadar yaygın değilken dedelerin- ninelerin anlattığı masallar özellikle uzun kış gecelerinde en önemli eğlence vasıtalarından biriymiş. Televizyon ve radyodan sonra masallar unutulmuş ve maalesef anlatılmaz olmuş.
Şimdi köyde kim iyi masal anlatır diye sorduğunuzda alınan cevaplar genellikle ölmüş kişilerin üzerinde yoğunlaşıyor. Bu sıkıntıya rağmen iki kişi bulup onlara masal anlattırdık. Bu masalları anlatan Seyit Millet’e ve Hacer Yavşan’a teşekkürü borç biliyoruz. Şimdi bu masalları nakledelim.
 

a-Saçı Sırma Masalı  

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; deve dellal iken, keçi bülbül iken, kaplumbağaya çektim palanı, dinleyin benim yalanı.
Kuzgunoğlu attı vuramadı, dedem attı tuva1ladı, ben de attım yuvarladım. Dedem bana yaşa evlat dedi, koluna kuvvet dedi, daim böyle at dedi.
Biz orada gas gas gas aldık,gos gos gos aldık. Koltuğumuzun altına iki batman karpuz sığmaz oldu.
Vaktin birinde bir padişahın oğlu var imiş Ahmet isminde. Onun bir de fakir arkadaşı varmış Mehmet isminde. İkisi beraber gezerler, ikisi beraber yerler içerlermiş.

Bu padişahın kırk tane odası varmış. Otuz dokuz odanın anahtarını Ahmet'e verir, kırkıncınınkini vermezmiş.
Günlerden bir gün Ahmet o kırkıncı odanın anahtarını çalmış. Kapıyı açıp içeri girince, bomboş bir odanın karşısında bir tane kız resmi görmüş. Ahmet o kızın resmini görünce düşüp bayılmış.

Nihayet padişah gelmiş, onu orada görmüş. Vay sen benim odamı açtın içeriye girdin, diye Ahmet' e biraz kafa tutmuş.
Ahmet'i ayıktırmışlar. Ahmet bir kenara çekilip düşünmeye başlamış. Ahmet bu kıza aşık olmuş.
Kızın ismi Saçı Sırma imiş. Kızın yedi tane de kardeşi varmış.
Günlerden birgün Ahmet, Mehmet'in yanına gelmiş. Ona:

-Mehmet arkadaş, ben gideceğim bu kızı arayacağım, neredeyse arayıp bulacağım, demiş. Mehmet de ona:
Seninle beraber gidelim bir gün, arkadaş değil miyiz, beraber gideriz, ararız;  buluruz demiş.
Oturmuşlar, pekmez yiyorlarmış. Pekmezi yerken o zamanın behrinde çok da sinekler varmış. Sinekler gelmiş pekmezin üzerine konmuş. Mehmet elini sallamış, bir vuruşta altmış; bir vuruşta da yetmiş tane sinek öldürmüş.

Bir gün gidip kılıç yaptırmış. Bunu götürüp kılıcın üzerine yazdırmış. Bir vuruşta altmış, bir vuruşta yetmiş, bu kadar can telef etmiş Delibaşoğlu Deli Mehmet, diye yazdırmış.
Ahmet ile Mehmet yola düşmüşler. Az gitmişler, uz gitmişler dere-tepe düz gitmişler, bir altı ay, bir güz gitmişler, bir arpa boyu yol gitmişler.
Nihayet varmışlar bir dağın başında Saçı Sırma'yı bulmuşlar. Orada misafir olmuşlar.
Kızın kardeşleri avcılık ile geçinirlermiş. O zamanın behrinde hiçbir şeyleri de yokmuş.
Akşam avcılıktan dönen kardeşler bakmışlar ki misafır var. Hoş geldin, boş gittin, nereden geliyorsunuz muhabbetinden sonra arkadaş olmuşlar.

Sabahleyin kalktıktan sonra, haydi bakalım arkadaşlar biz ava gideceğiz, demişler. Ahmet ile Mehmet, biz çok yorgunuz, biz gidemeyiz, siz gidin, biz de yarın gideriz, demişler.
Onlar o gün orada kalmışlar. Saçı Sırma'nın kardeşleri gitmiş. Akşamleyin avını alan dönmüş gelmiş. Nihayet sabah olunca Saçı Sırma'nın kardeşleri, hadi bakalım ava gideceğiz, demişler.
Ahmet biraz tembelmiş. Mehmet, Ahmet yorgun, o dursun, ben gideyim, demiş. Onlar da, olsun Ahmet gidene kadar Mehmet gitsin, demişler.
Onlar ava gitmişler. Mehmet'i bir dereye göndermişler. Herkes bir dağa çıkmış.

Önceden, avı alan buraya gelsin, diye yer tespit etmişler. Avını alan oraya tepenin başına gelmiş, herkes birikmiş. Mehmet gelmiş ki avsız. Herkes orada avını gösterdikten sonra Mehmet' e dönüp:

-Arkadaş senin avın nerede, diye sormuşlar. Mehmet de onlara:

-Arkadaş benim avım bu gün yenmez, demiş. Bir tane dev rast geldi, devi öldürdüm. İşte kellesini getirdim demiş. Ötekiler de, öyle olsun bakalım dedikten sonra dönüp gelmişler.

İkinci gün yine gitmişler. Bu sefer de yılanlı dereye göndermişler Mehmet'i .Bacılarım kurtarmak için Mehmet' i öldürmek istiyorlarmış. Mehmet'in kılıcının üzerinde" Bir vuruşta altmış, bir vuruşta yetmiş, bu kadar can telef etmiş Delibaşoğlu Deli Mehmet" yazısını görmüşler. Bu yüzden Mehmet'ten korkuyorlarmış.

Saçı Sırma'nın kardeşleri avını alıp denilen dağa gelmişler. Mehmet de biraz sonra arkalarından gelmiş. Mehmet, benim av bugün de yenmez demiş. Yılanlı dereye düştüm, yılanlar etrafımı sardı. Onları öldürdüm, benim avım iki gündür yenmiyor demiş. Bunlar bir arada dönmüş gelmişler. Yedi kardeş fısıldaşmaya başlamışlar.

-Biz bu bacımızı everelim, bu Mehmet'e verelim, demişler. Halbuki Saçı Sırma' ya Ahmet aşıkmış. Mehmet demiş ki:

- Yook arkadaşlar, ben bacınızı istemiyorum, Saçı Sırma'ya Ahmet aşık oldu geldi. Bacınızı ona verin, demiş. Kızın kardeşleri, ha Ahmet; ha Mehmet demişler, kızı Ahmet' e vermişler.

Orada bir müddet kaldıktan sonra, bunlar yine ava gittiği zaman, Ahmet'i eve bekçi bırakmışlar. Başka bir grup gelmiş, Saçı Sırma'yı alıp kaçmışlar. Ahmet orada yalnız kalmış. Akşamleyin herkes toplanıp geldikten sonra, ne oldu bacımız, diye sormuşlar. Ahmet de, geldiler alıp gittiler bacınızı, demiş. Kızın kardeşleri Mehmet' e, biz Ahmet'i öldüreceğiz demişler. Mehmet de:  

-Arkadaşlar, bana kırk gün süre verin, kırk birinci gün gelmezsem Ahmet'i öldürün demiş. Yedi kardeş Ahmet'i esir almış, Mehmet'i serbest bırakmışlar. Mehmet gitmiş, arayıp sorup, dolaşarak kızı kaçıranları bulmuş. Saçı Sırma'yı onlardan kurtarmış. Kırk birinci gün yedi kardeş Ahmet'i öldürmek için toplanmışlar. Bu arada Mehmet çıkıp gelmiş. Bacılarım teslim etmiş.

-Arkadaşlar biz gidiyoruz, bacınızı isterseniz verin; isterseniz vermeyin, biz daha burada duramayız demiş. Yedi kardeş düşünüp taşınıp peki biz kardeşimizi verdik demişler. Ahmet'le Mehmet yükleri ağır, yanlarında Saçı Sırma düşmüşler yola.

Nihayet padişah bunların geleceğini duyunca, Saçı Sırma' yı almak için bir yılan beslemiş, tümden zehirli. Ahmet'in yatacağı odaya yılanı koymuş. Ahmet geldikten sonra bu. yılan Ahmet'i sokacak, Saçı Sırma babasına kalacakmış.

Bunlar geldikten sonra Mehmet hemen ölen annesinin mezarının yanına gidip yatmış. Mezardan garip bir ses duyulmuş.

-Ahmet'in yatacağı odada tümden zehirli bir yılan var. Ahmet yatınca onu sokup öldürecek. Saçı Sırma babasına kalacak, oğlum bunlara dikkat et, diye.

Mehmet gelmiş, Ahmet yokken onun yatak odasına girmiş, karyolanın altına saklanmış. Ahmet ile Saçı Sırma yattıktan sonra yılan çıkmış. Mehmet bakmış ki yılan geliyor, bir hamlede yılanı öldürmüş. Kapıyı açıp çıkarken Ahmet uyanmış. Ahmet demiş ki:

-Arkadaş, böyle Saçı Sırma'da gözün vardı, ilk defa sana verdilerdi, sen neden

almadın? O zaman sen alaydın. Mehmet dönüp:

-Ey arkadaşım Ahmet! Baban yılan besledi, tümden zehirliydi, seni sokup öldürecekti. Saçı Sırma babana kalacaktı, topuğuna kadar taş olasıca, demiş. Ben buldum yılanı öldürdüm, işte babanın beslediği yılan, deyip yılanı Ahmet' e göstermiş, gırtlağına kadar taş olasıca demiş. Kendi söylemiş kendi taş olmuş.

Nihayet onu heykel gibi odanın içinde bir köşeye dikmişler. Mehmet'in her tarafı taş olmuş, konuşması yokmuş, yemesi içmesi yokmuş. Bu arada da Saçı Sırma'nın bir oğlan çocuğu olmuş.

Bir gün Saçı Sırma Ahmet'e demiş ki:

-Git ananın mezarına yat, bakalım ne diyecek, biz burada ona göre hareket edelim. Ahmet mezara gitmiş; fakat orada uyuyakalmış. Sabah çıkıp gelmiş. İkinci gün yine ayın şey olmuş, bakmışlar ki olacak gibi değil. Üçüncü gün Ahmet'in parmağım kesip yaraya tuz basmışlar. Ahmet tekrar kalkıp mezara gitmiş. Anasının mezarının yanına uzanmış. Parmağının acısından Ahmet uyuyamamış. O sırada anasının sesi duyulmuş.

  -Varınca Saçı Sırmaya söyle, oğlunu keser de Mehmet'in vücuduna kanını yağlarsa Mehmet iyi olur, yoksa Mehmet öyle kalır, demiş. Ahmet gelip durumu Saçı Sırma'ya söyleyince Saçı Sırma çocuğu kesmiş. Mehmet'in bütün vücuduna kanı yağlamış. Mehmet iyi olmuş, taş erimiş gitmiş.

Mehmet bakmış ki Saçı Sırma'nın oğlu kesilmiş, hemen kalkıp anasının mezarının yanına yatmış. Orada anası oğluna bir dua öğretmiş. Gelip çocuğun kellesini yerine koyup öğrendiği duayı okumuş. Ahmet ile Saçı Sırma da "Amin" demişler. Çocuk dirilmiş. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Anlatıcı: Seyit MİLLET


b-Hürü Masalı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Hürü adında dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kızın babası Hacca gidiyormuş. Adamın karısı ile oğlu biz de gidelim diye tutturmuşlar. Adam bunların ısrarına dayanamayınca karısıyla oğlunu da Hacca götürmeye karar vermiş. Fakat Hürü'yü götürmüyormuş.

Adamcağız güvenilir birini bulayım da kızımı emanet edeyim diye düşünüp

duruyormuş. Sonunda aklına olsa olsa en güvenilir köy hocasıdır diye bir düşünce gelmiş. Kızını köy hocasına emanet etmeye karar vermiş.

Hicaz'a giderken durumu önce kızına söylemiş. Sonra da kızını güya gözü arkada kalmadan köy hocasına emanet etmiş ve Hicaz'ın yolunu tutmuş.

Köy hocası kendisine emanet edilen kızı bir müddet unutmuş. Günün birinde komşunun biri koyun keserken Hürü aklına gelmiş. Kendi kendine, ulan bu adam kızını bana emanet etmişti, bu kız n'oldu, bir bakayım, demiş. Oradan bir parça et alıp kızın bulunduğu evin kapısının önüne gelmiş. Kapıyı çalıp:

-Hürü Hürü aç kapıyı ben köy hocasıyım, baban giderken seni bana emanet etmişti, şu eti al demiş. Hürü serçe parmağını kapının aralığından uzatıp:

-Hoca eti serçe parmağıma tak git demiş. Hoca eti kızın serçe parmağına takmış.

Hemen orada hocanın aklına, bu kızın serçe parmağı bu kadar güzel ise kim bilir kendi nasıl güzeldir, diye bir düşünce gelmiş. Hoca orada dünyalar güzeli Hürü'ye göz koymuş.

Köyde Anakarı diye çöpçatan bir kadın varmış. Hoca ilk fırsatta Anakarı'nın yanına varmış:

-Aman Anakarı ne yap yap beni bu Hürü Kız ile buluştur, tek ne istiyorsan vereyim demiş. Anakarı Hürü'nün yanına varmış. Kız onu görünce kapıyı açmamış, fakat Anakarı ne yapıp edip kapıyı açtırmış. Kapıyı açtırınca Anakarı'yla beraber hoca da içeri girivermiş. Hoca içeri girince Anakarı oradan gitmiş.

Hoca ile baş başa kalan Hürü başına gelenleri anlamış. Çok geçmeden hoca, Hürü'ye, benimle beraber ol demiş. Kız, olmaz ben sana emanetim dese de fayda etmemiş. Bakmış ki kız olacak gibi değil:

-Bak hoca sen kırk kalıp sabun, kırk hereni suyla yıkanırsan ben seninle bir olurum, demiş. Bunu duyan hoca sevinmiş. Hoca kırk kalıp sabun, kırk hereni suyla yıkanacağım derken oraya bayılıvermiş. Hoca bayılınca kız oradan kaçmış.

Hoca kendine gelince bakmış ki yanında ne Hürü var ne de başka biri var, o zaman başına gelenleri anlamış. Bu hocanın çok zoruna gitmiş.

Hürü hocanın evden çıkmasını beklemiş. Hoca gidince evine koşup kapıyı kilitleyiver-miş. Hoca iyice düşünmüş, sonunda, bir yandan da kız durumu köylüye anlatır da rezil olurum korkusuyla, Hürü'yü ortadan kaldırmaya karar vermiş.

Hoca bir gün yanında kimse yokken gizlice Hürü'nün babasına mektup yazmış. Bu mektupta kızın babasına, kızının yanına gelenlerin haddi hesabı yok, ben önleyemedim, gelin ne yapacaksanız yapın, diye yazmış. Kıza olmadık iftiralar atmış.

Mektubu alan Hürü'nün babası çileden çıkmış. Düşünmüş, taşınmış olacak gibi değil. Sonunda oğlunu yanına çağırmış ve ona:

-Bak oğlum durum böyle böyle, şimdi gideceksin kardeşini öldürüp kanlı gömleğini bana getireceksin demiş. Oğlan düşmüş yola varmış köylerine. Varmış ama hala olup bitene inanamıyormuş. Kardeşim böyle yapmaz diyormuş. Fakat işin içinde hocanın mektubu da olunca kafası iyice karışmış. Emin olmak için bir oyun oynamaya karar vermiş.

Akşam vakti hava kararmaya başlayınca evlerinin kapısının önüne varmış, kapıyı çalmış:

- Hürü aç kapıyı ben akşamları gelen dostunum, demiş. Kapı açılmamış. Oğlan gece yarısı varıp kapıyı çalmış, kapı açılmamış. Sabah olunca varmış, öğlen olunca varmış kapı hiç birinde de açılmamış. Hürü'nün abisi rahat bir nefes almış. Sonunda kapıyı çalıp:

-Hür aç kapıyı ben abinim demiş. Birden kapı aralanmış, içeriden Hürü:

-Kardeşim olduğunu bileyim ki kapıyı açayım, kardeşimin çehresinden başka

göğsünün sağ tarafında beni vardı, göster de abim olduğunu bileyim, demiş.

Hürü'nün abisi çehresinden başka göğsünün sağ tarafındaki beni de gösterince ,Hürü gelenin abisi olduğuna inanıp kapıyı açmış.

Hürü abisinin yüzünün donukluğundan çekinerek hiç konuşmamış. Abisi de hiç

konuşmadan bir müddet konuşmadan durduktan sonra:

-Bacım seni kesmeye geldim, seni kesip kanlı gömleğini babama götüreceğim demiş. Sonra da hocanın mektupta yazdıklarım bir bir anlatmış. Hürü, abisini çaresiz boynu bükük dinlemiş. Abisinin konuşması bittikten sonra:

-Ben ne desem inanmazsın, ne yapayım alnıma ne yazıldıysa bende onu çekerim, demiş. Olanlara hala inanamayan Hürü'nün abisi kardeşini kesmekten iyice vazgeçmiş.

Nihayet Hürü'nün kolundan tutup onu bir çam ağacına bağlamış. Sonra da babasını aldatmak için kardeşinin serçe parmağını kesip gömleğine kanını bulaştırmış. Hürü'yü orada yalnız bırakmış. Kendi, gömleği alarak babasına götürmüş.

Hürü, çam ağacında bağlı dururken, Beyoğlu da ava çıkmış. Yolları Hürü'nün

bulunduğu yere düşmüş. Uzaktan karartıyı gören Beyoğlu yanındakilere:

-Şu görünen can ise benim, mal ise sizin olsun, demiş. Beyoğluyla yanındakiler yaklaşmışlar ki uzaktan gördükleri karartı, dünyalar güzeli bir kız imiş. Bu karartı can olduğundan Hürü, Beyoğlunun olmuş. Beyoğlu Hürü ile evlenmiş. Bir kız bir oğlan çocukları olmuş.

Hürü, Beyoğlu ile evlenmiş evlenmesine ama ağzım açıp tek kelime söylemezmiş. Tüm Hürü'yü görenler onu dilsiz sansa da onun bu görünüşüne Beyoğlu aldanmazmış.

-Bu kız dilsiz olmaya dilsiz değil ama ben bunun sesini nasıl duyacağım, diye

söylermiş. Hürü'yü konuşturmaya çalışsa da Hürü konuşmazmış.

Bu arada Hürü'nün babası, biz bu kızı öldürdük ama bu işin aslı var mıydı yok muydu diye vicdan azabı duyuyormuş. Sonunda duyduğu vicdan azabından Hürü'nün hayrına bir han yaptırmış. Günlerden bir gün yine Beyoğlu Hürü'nün sesini duymak için gizlice onu seyrederken nihayet Hürü'nün sesini duymuş. Hürü bebekleri avuturken:

Şu Beyoğlu kapıdan gelse
Bizim gül hatırımızı sorsa
Bizi Hacı Dedenize salsa
Nenni yavrum nenni, diye ninni söylüyormuş.
Hürü'nün sesini duyunca Beyoğlu sevinerek içeri girmiş.

-Bir kere daha söyle, seni hemen babanın yanına göndereceğim, demiş. Bunu duyunca Hürü,
Beyoğlu kapıdan geldi

Bizim gülden nazik hatırımızı sordu

Bizi de Hacı Dedenize saldı

Nenni yavrularım nenni, diye biraz önce söylediği ninniyi yine söylemiş.

Sabah olunca Beyoğlu, Hürü ile çocuklarını, yanlarına Arap hizmetçiyi de katarak babasının yanına göndermiş. Arap, Hürü ve çocuklarla bir müddet gitmiş; fakat Arap, Hürü'ye göz koymuş. Sonunda Hürü'ye:

-Gel benimle bir ol demiş. Hürü:

-İmkanı yok, ben seninle bir olmam demiş. Arap, Hürü'ye oğlunu öldürürüm demiş. Hürü ise, öldürürsen öldür, ben seninle bir olmam demiş. Arap oğlanı öldürmüş. Biraz daha gittikten sonra Arap yine Hürü'ye benimle bir ol demiş. Yoksa kızını da öldürürüm demiş. Hürü yine, öldürürsen öldür, ben seninle bir olmam, demiş. Arap kızı da öldürmüş. Bir müddet gittikten sonra Arap yine benimle bir ol, demiş. Hürü bakmış ki olacak gibi değil:

-Gayri umudum kesildi, seninle bir olacağım, belime bir sicim bağla, ben dereye ineyim abdest alayım, namaz kıldıktan sonra seninle bir olayım, demiş. Hürü'ye inanan Arap Hürü'nün dediğini yapmış. Hürü, dereye inince sicimi kesip bir çalıya bağlamış, oradan kaçıp gitmiş.

Hürü, gide gide bir çobana rastlamış. Çobana bir avuç altın verip, şu bir avuç altın senin olsun; yalnız şu tokluyu kes, karnını bana ver, başka bir şeyini istemem demiş. Çoban hemen tokluyu kesip etini alıp, karnını Hürü'ye vermiş. Hürü karnını temizleyip başına geçirmiş ve Keloğlan kılığına girmiş.

Hürü, babasının yanına varmış. Ona çiftçi durmuş. Hürü, babasının kendi hayrına yaptırdığı handa çalışıyormuş. Hürü’nün anası:

-Keloğlan, gözlerin de ayın Hürü'mün gözlerine benziyor, dermiş. Hürü de hiç belli etmez:

-Teyze, adam adama benzer, dermiş. Ben Hürü'yüm demezmiş. Bu arada Hürü'yü elinden kaçıran Arap, Beyoğluna varmış, Beyoğlu dağda bulunan avrat sana avrat mı olur, azıcık süt oğluna verdi, azacık süt de kızına verdi, koydu gitti, demiş. Beyoğlu bunları duyunca:

  -Arap, gidecek karı değildi, bunu etmesine sen ettin, ama ben bunu arar bulurum demiş. Arap' ı yanına almış, Hürü'yü aramaya başlamış. Bir müddet gittikten sonra Keloğlan'ın çiftçi durduğu yere varmışlar. Oraya misafir olmuşlar. Hürü Beyoğlunu görünce hemen onu tanımış. Bu arada hana hoca ile Anakarı da misafir olmuşlar. Beyoğlu gittiği her yerde Hürü'yü ararken bir yandan da:

Kayada buldum parmağının izini

Yalçın çalıda buldum saçının telini

N'ittin dağlar Hürümü Hürü'mü

Nazlı yârimi, diye, türkü çağırırmış.

Keloğlan misafirlerin atlarını türkü söyleyip tımar ederken Beyoğlu Keloğlan'ın sesini duymuş.

-Keloğlan biz meraklısıyız, bize bir türkü söyle de dinleyelim demiş. Keloğlan, ben türkü bilmem, demiş. Beyoğlu, biraz önce söylüyordun, hadi nazlanma işte, demiş. Bunun üzerine Keloğlan türküyü bilmem ama ezel ezelde ebem bir masal anlatırdı, oturun da size onu anlatayım demiş. Beyoğlu kabul etmiş. Keloğlan:

-Ama masalı anlatmaya başlayınca girip çıkmak yok, herkes işini görsün öyle gelsin ondan sonra masalı anlatmaya başlayacağım, demiş. Handa bulunan herkes toplanmış. Keloğlan da başlamış masalı anlatmaya. Hürü, kendi başından geçenleri masal yapmış. Kendinin Hürü olduğunu belli etmeden anlatıyormuş.

Hürü, hocanın kırk kalıp sabunla kırk hereni su ile yıkandığını anlatınca hoca, Keloğlan'ın Hürü olduğunu anlamış. Hürü ikide birde, bu ta ezelden ezelin masalı diye söyleyerek onları ayıktırmamaya çalışıyormuş. Hoca ayıksa da bir şey olmamış gibi dinlemeye devam etmiş.

Hürü, serçe parmağının kesildiğini anlatınca babası da ayıkmış. Keloğlan yanlarına çalışmaya başlayınca, Keloğlan'ın serçe parmağının olmadığım görmüş. Ona, Keloğlan serçe parmağına ne oldu, diye sormuş. Keloğlan da o zaman, bir kazaya denk geldi demiş. Kızın babası Keloğlan'ın Hürü olduğunu anlamış anlamasına ama masalın gerisini anlamak için ses çıkarmamış. İçinden, bu Hürü olmaya Hürü dur bakalım arkası ne olacak, demiş.

Kardeş beni çekti çama bağladı

Kesti parmağımı ciğerimi dağladı deyince,durumu Hürü'nün abisi de anlamış.

Keloğlan Beyoğluyla alakalı ninniyi de söyleyince Beyoğlu, Keloğlan'ın Hürü olduğunu

 anlamış. Bu arada Arap, daha durumun farkına varmamış; fakat hoca ile Anakarı gideceğiz diye zırvalayıp duruyorlarmış. Keloğlan kimsenin dışarıya çıkmasına izin vermemiş. Bu arada Beyoğlu da:

-Durun bakalım Keloğlan masal anlatıyor, bekleyin arkası ne olacak, demiş. Keloğlan Beyoğlunun Hürü'yü yanına alıp Arap'ı da onların yanına katıp babasına göndermesini anlatmış. Arap'ın Hürü'ye sarkıntılık ettikten sonra Hürü'nün Keloğlan kılığına girişini anlatmış. Sonra da:

Dalda biten kayısı
Hürü'nün şahbaz dayısı
Arap' ı tut zindana at
Karıyı tut hocaya çat,
dedikten sonra kafasındaki toklunun karnını çıkartıp atmış.

O zamana kadar orada bulunan Beyoğlu, babası, dayısı, Arap'ı tutup zindana atmışlar; karıyı da tutup Hocaya çatmışlar. Sonra toplanıp Hürü'nün annesine varmışlar, durumu anlatmışlar.
Hepsi toplanıp güzelce bir dua etmişler, Hürü'nün oğlu dirilmiş, bir dua daha etmişler kızı dirilmiş. Sonra da yedi gün yedi gece düğün yapmışlar.

Onlar ermiş akçeye biz gidelim bahçeye.

Anlatıcı: Hacer YAVŞAN

2-Efsaneler:  
Halk kültürünün renkli sayfalarından birisi de efsanelerdir. Doğadaki birtakım şekilleri, sesleri,hayvanları vs. Hep bir şeye benzetiriz. Bunların nasıl bu hale geldikleriyle ilgili hikayeler anlatırız ve çoğu zaman anlatılanların gerçek olduğuna inanırız. Böylelikle efsanelere konu olan yerler, hayvanlar, eşyalar vs. Daha başka görünür gözümüze.
Altıpınar’da yaptığımız araştırmada üç efsane derleyebildik.
 
a-Emirbağ Efsanesi

Emirbağ komşu kasabamız Özkonak’ta Orta mahallenin bağlarının bulunduğu bir yerdir.Buradaki bir kaya ile ilgili şu efsane anlatılıyor:
Zamanın birinde bir kadın gittiği bağda işini bitiremeyip gecikmiş, hava kararmış. Kadın elindeki kirmenle ip eğirerek Emirbağ’dan aşağı doğru iniyormuş. Bu sırada karşısına kocaman bir canavar çıkıvermiş. Kadın çok korkmuş. O korku ile elini açıp:
-Allah’ım beni ya taş et; ya da kuş et şu canavardan kurtar, demiş. O sırada kadın Allah tarafından taşa çevrilivermiş.
İşte o kadının taş kesilmiş o hali, elinde kirmen, ip eğirir şekilde Emirbağ’da duruyormuş.

Anlatıcı: Feride DEMİR

b-Hep Büyük Kuşu Efsanesi

Adamın birinin çok büyük bir karpuz tarlası varmış. Tarlada kocaman kocaman karpuzlar yetişirmiş.
Günlerden bir gün yolcunun biri bu karpuz tarlasının bulunduğu yerden geçiyormuş. Adamın karnı çok açmış.Yolcu tarlada dolaşan tarla sahibinin yanına selam verip varmış.
-Ağa karnım çok aç, bak Allah sana büyük büyük karpuzlar vermiş.Allah rızası için birini ver de karnımı doyurayım, demiş.
Tam da akşam olmak üzereymiş. Tarla sahibinin yüzü bu istek üzerine asılmış.Vermem de diyememiş yolcuya. Ona vermek için küçük bir karpuz aramaya başlamış tarlada. Karpuz ararken bir yandan da “Hep büyük” diye  söylenip duruyormuş. Tarla sahibinin bu tavrına yolcu çok üzülmüş, kalbi kırılmış.
Kendisine verilen bir sürü büyük karpuzlara şükür sayılabilecek tek karpuzu vermeyecek kadar cimri olan bu adam Allah tarafından cezalandırılmış, adam hemen o sırada bir kuşa dönüştürülüvermiş. O günden sonra adam akşamları ortaya çıkar ve “Hep  büyük” diye ötermiş. İşte şimdi akşam vakti ortaya çıkan bu kuşa  “Hep Büyük Kuşu” deniliyor.

Anlatıcı:Bayram Özüberk


c- İsmail Sivrisi Efsanesi

İsmail Sivrisi, Altıpınar Köyü’nün doğusunda yer alan adeta köyün simgesi olan bir tepedir. Köyde İsmail sivrisi ile ilgili şöyle bir efsane  anlatılmaktadır.
Zamanın birinde köye, birisi Hacıbektaş-ı Veli, birisi İsmail Dede ve kim olduğu bilinmeyen bir kişiyle birlikte üç  eren gelir. Bunlardan Hacıbektaş-ı Veli bugünkü Hacıbektaş ilçesine doğru batıya gider, adı bilinmeyen eren doğuya doğru gider, İsmail Dede ise Altıpınar’ın bulunduğu bölgede kalır ve şimdi kendi adıyla anılan tepeye yerleşir. 
İsmail Dede burada sürekli ibadet eder, sadece ibadet etmek için tepeden aşağı iner.Günün birinde İsmail Dede vefat eder.Onu İsmail Sivrisi’nin tepesine gömerler.
İsmail Sivrisi’nin tepesinde bir yer mezara benzetildiği için köyde bu efsane anlatılır olmuş.Hatta bu efsaneye dayanarak mezarın bulunduğu varsayılan yere köyün eski muhtarlarından merhum Abdullah Göksu tarafından bir mezar yaptırıldı. Mezar taşında şunlar yazılıdır:
 
Ey Ademoğlu
İsmail Babadan ibret al
Allah’a yönel
Başını secdeye koy
 
Şimdi İsmail Sivrisine çıkan herkes bu mezarın başında İsmail Dede’nin ruhuna dua okur.
 
Anlatan:Tevfik Özüberk


3-Altıpınar’daki Halk Hikayeleri

a-Palancı Hikayesi

Zamanın birinde adamın biri palan dikerek geçimini sağlıyormuş. Sattığı palanların parasının bir kısmını  dükkanındaki palanlardan birinin içinde biriktiriyormuş.
Günlerden bir gün müşterilerden biri paraların saklı olduğu palanı beğenmiş. Palancı, yok olmaz onu satamam, dese de müşteri inat etmiş. Sonunda palancı mecbur kalmış ve o palanı müşterisine satmış.
Gel zaman git zaman bu palan eskimiş. Palanı alan adam bu sefer palanın yamanması için palanı palancıya getirmiş. Palancı hemen palanı tanımış.Palanı açıp baksa ki palana koyduğu paralar olduğu gibi duruyor. Bunun üzerine palancı,
-Para gitti, gitti diyemem; para geldi, geldi diyemem demiş ve kimseye göstermeden paralarını alıvermiş.
Anlatan: Feride DEMİR  

b-Tuzun Yokuşu Hikayesi  
Zamanın birinde bir köy varmış. Köyde tuz yokmuş. Köylü tuz için çok uzaklarda bulunan tuz yatağına gidip tuz getirmek zorunda kalırmış.
Bu köyde adamın biri yeni evlenmiş. Karısı tuzun köye ne kadar zor koşullarda getirildiğini bilmiyormuş.Kadının bu bilgisizliğini kullanan köylü kadınlar, ellerine bir tabak alarak taze gelinin evine tuz istemeye gidiyorlarmış. Gelin her gelene tuz verip onları boş göndermiyormuş.
Günün birinde gelinin evinde tuz azalmış.Gelin durumu kocasına söyleyince kocası şaşırmış,
-“Daha yeni getirmiştik nasıl olur da bu kadar çabuk biter?” diye söylenmiş.Sonra durumu karısından öğrenince hiç sesini çıkarmadan karısına bir ders vermeye karar vermiş.
Adam havanın çok sıcak olduğu bir yaz günü,
-Haydi hanım tuza gidelim, benim belim ağrıyor bana yardım edersin, demiş.
Yeni evliler düşmüş yolaç Sıcağın altında saatler süren yolculuğun ardından tuz yatağının bulunduğu dereye varmışlar. Birlikte tuz kaıp tuzu torbaya doldurmuşlar. Tuzu dereden yukarı çıkarma zamanı gelince koca ,

   -Hanım benim belim ağrıyor, tuzu sen sırtına al da çıkar, demiş. Tuzu sırtına yükleyen gelin tuzu yukarı çıkarmasına çıkarmış ama terin suyun içinde kalmış.

    Nihayet yine uzun bir yolculuktan sonra evlerine gelmişler.Adam sürekli karısını takip ediyormuş, bakalım yine tuzu komşulara dağıtacak mı diye. Tuzu getirdikten bir iki gün sonra komşu kadınlardan biri yine elinde tabakla tuz istemeye gelmiş. Adam merakla karısının ne yapacağını bekliyormuş. Artık gözü açılan gelin, komşusuna:

 

Tuzun yokuşunu gördüm

Kalçama çöküşünü gördüm

Er getirdi veremem

Ben getirdim kıyamam, demiş ve tuzu komşusuna vermemiş. Karısının sözlerini duyan koca, içerde kıs kıs gülerek oynadığı oyunun işe yaradığını anlamış.
Anlatan: Feride DEMİR

c-Yaprak Hikayesi

Zamanın birinde sabah evden çıkan kaynata, evdekilere akşama yaprak doldurun, demiş. Gelin-kaynana evin temizliğini yaptıktan sonra oturup yaprak doldurmuşlar. Kaynana yaprakları koydukları tencereyi geline uzatıp, hadi kızım ocağa koy da pişsin akşama yeriz, demiş.
Mutfağa giden gelin yaprakları pişirdikten sonra, tadına bakmak için bir-iki atıştırmaya başlamış.  Yemek hoşuna gidince gelin bir-iki daha yemiş. Bir-iki derken bakmış ki yaprak bitivermiş.
Akşam olmuş kaynata gelmiş. Kaynana, gelinine
-Hadi kızım sofrayı kuruver, demiş.Gelin sofrayı kurmasına kurmuş ama ortada yaprak yok.Kaynana yaprağı sorunca gelin durumu anlatmış. Çok sinirlenen kaynana-kaynata gelinlerini babası evine göndermişler. Gelinin ana-babası ne olduğunu sorunca gelin,
Tek tek aldım yaprağı tükenmez sandım
Dolma yüzünden gelin boşanmaz sandım, demiş.
Anlatan:Feride DEMİR  

d-Gelinin Görümcesi Hikayesi

Daha yeni evlenen bir gelin görümcesini hiç sevmezmiş. Günün birinde komşunun biri koşarak taze gelinin yanına gelmiş.
--Kız kız, karşı dağdan görümcen geliyor, demiş. Bu habere hiç de sinirlenmeyen gelin,
-Görünmez dağın ardında kalsın, demiş. Bunun üzerine komşusu,
-Kız, elinde sinisi de var deyince gelin hemen yumuşamış,
-O zaman buyursun gelsin, benden gayrı kimisi var, demiş.
Anlatan: Feride DEMİR  


e- Kadını Kırığı Hikayesi
Zamanın birinde bir kadın kocasını aldatırmış. Bir gün kadının kocası evdeyken, kırığı kadının yanına gelmiş. Kadını çağıracağı zaman bakmış ki kadının kocası da evde kocayı uyandırmamaya çalışarak geldiğini haber vermek için pencerenin aralığından, küçük küçük taşları kadına atmış. Kadın baksa ki zamansız vakitte, kırığı gelmiş. Kadın kocam evde diye işaret etse de kırığı bir türlü  laf dinlemiyormuş. Kadın bir yandan da kocasının uyanmasından korkuyormuş. Sonunda uykuda sayıklama numarası yaparak
 
Deli midir, taş atan,
Kocamdır şurda yatan
Ayak ayak geri var
Ahırda da dana var
Dananın yanına var,

demiş. Biraz önce karısının sayıklamasını duyan daha karısı kalkmadan güya bir şey duymamış gibi kalkmış, hemen ahıra gitmiş. Baksa ki ahırda bir adam var. Durumun farkına varan aldatılan koca hemen karısını boşayıvermiş.
Anlatan: Feride DEMİR

f-Hem Ağlarım Hem Giderim Hikayesi
Kızın biri evlenme çağına gelmiş. Günün birinde nişanlanmış ve düğün hazırlıkları başlamış.
Kız hiç durmadan ağlayıp duruyormuş. Kızın babası şüphelenmiş, kızını yanına çağırmış,
-Kızım istemiyorsan göndermeyeyim, vazgeçelim demiş. Kız eğik başını yerden kaldırıp bir yandan da gözyaşlarını silerek ,
-Amaan baba, hem ağlarım hem giderim, demiş.
Anlatan:Feride DEMİR
 

g-Gidin Sinekler Hikayesi
Delikanlının biri evlenme çağına gelince annesi vasıtasıyla babasına sürekli, evlenmek istediğini söylüyormuş. Babası oğluna biraz daha beklemesini, evlendiğinde aile yükü sırtına binince evlendiğine pişman olacağını söylemiş. Delikanlı evlenmekte ısrar etmiş.
En sonunda baba bakmış ki olacak gibi değil, oğlunu evlendirmeye karar vermiş. Oğlunu nişanlamış, sonra düğününü yapıp evlendirmiş. İlk başlarda delikanlı durumdan memnunmuş. Aradan fazla bir zaman geçmemiş ki delikanlı yalnız başına bir köşeye oturmuş kendi kendine konuşuyormuş. Baba merak  etmiş, oğluna hissettirmeden onun yanına yaklaşmış, ne konuştuğunu duymak istemiş.
Baba duydukları karşısında gülmemek için kendini zor tutmuş. Oğlu üzerine konan sinekleri bir taraftan kovalıyor, bir taraftan da,
-Gidin sinekler gidin,belanızı aramayın. Sonra babama derim sizi de evlendirir, diyormuş.
Baba yüreği işte bir yandan oğlunun bu haline gülerken bir yandan da ona acımış.
 
Anlatan: Feride DEMİR

4-Altıpınar’da Halk Fıkraları
 
a-Dangalak
Köyün kalabalık ailelerinden birinin ikinci büyük oğlu olan Mıhdat(Mithat) Emmi komşu kasaba Çalış’a iç güveyiliğine gider. Mıhdat Emmi bir gün ekmek almaya gider. Ekmeği nasıl isteyeceğini bilmez. Sonunda bakkala,
-Bana üç kilo ekmek ver, der. Bakkal bunu haline bakar ve küçümser bir edayla,
-Ha dangalak ha! der.
Mıhdat Emmi güçlü kuvvetli bir adamdır. Dangalak lafının manasını bilmese de bakkalın bu lafı söylerken takındığı edadan işkillenir ve biraz hırçınca,
-Dangalak ne demek lan, diye çıkışır. Bakkal bakar ki kavgaya tutuşsa bu genci alt edemeyecek hemen çark eder.
-Dangalak, babayiğit adam demek,  diye  cevaplar. Mıhdat Emmi de bunu üzerine kabararak,
-Sen benim Mustafa Abimi görsen o da benden dangalak deyiverir.
 
 Fıkranın kahramanı Mıhdat Emmi ve abisi Mustafa Emmi( Ballık) çoktan hakkın rahmetine kavuştular. İkisine de Allah’tan rahmet diliyoruz.

b-Zarflar Rafta

Mümine Yalçın, Almanya’da işçi olarak çalışan eşine mektup yazdırmak için yeğenini çağırır. Mektup yazılır.Bu arada Mümine Yalçın vakit geçiyor diye acilen namaza durur. Mektubu koyacağı zarfı arayan yeğeni zarfı bulamayınca biraz seslice,
-Amaaan hala, zarfı bulamadım, diye söylenirken, Mümine Yalçın secdeden kafayı kaldırır kaldırmaz,
-Allahuekber, zarflar rafta, der ve namazına devam eder. Allah namazını kabul etsin.

c-Çok Geldiniz

Kezban Demir’in evine bir gün misafir gelmiş. Misafirler beklediğinden kalabalık olunca Kezban Demir’in eli ayağına dolaşmış. Telaşlı telaşlı onları nasıl ağırlayacağını düşünürken bir yandan da onları hoşlamaya başlamış. Bu arada telaşından, hoş geldiniz, diyeceği yerde 
-Çok geldiniz çok geldiniz, dediğinin farkında bile değilmiş.

d- Lor

Günün birinde bohçacı kadınlar köye gelir. Bunlardan birisi de o zamanlar köyün en zenginlerinden Bektaş Ağa’nın evine varır. Bektaş Ağa’nın karısı önce bohçacı kadınla biraz konuşur. Kadın karnının aç olduğunu söyler. Evin hanımı bohçacı kadına sofra hazırlar. Hazırladığı sofrada köylünün lor dediği koyu pekmez de vardır.
Kadın karnını bir güzel doyurur. Ardından evin hanımına teşekkür eder.Evin hanımı onu bırakmaya niyetli değildir.
-Eee karnını doyurdun, hadi bir türkü söyle de dinleyelim diye ısrar eder. Bohçacı kadın, yok ben türkü bilmem dese de çok ısrar ederler.Sonunda kadın iyice sıkılarak,

-Eh anam yedirdiniz loru

Ettiniz zoru, diyerek kalkar gider oradan.


e-Köpek ve Kapı Zili

Yaşar Özüberk(Kabaklılı’nın Yaşa) Almanya’da işçi olarak çalışırken arkadaşları ile birlikte kaldıkları evin karşısındaki dairenin sahibinin bir köpeği vardırt. Köpek bizim kafadarları hiç sevmez, onları her gördüğü yerde sinirli sinirli havlar durur. Bu köpek kapı zilinin sesinden nefret edermiş.

Bir gün karşı komşusu işe gidince köpek evdeyken Yaşar Özüberk komşusunun kapı ziline basıp butona kibrit çöpü sıkıştırır. Köpek artık kapı ziline sinir olamayacaktır, Yaşar Özüberk onu ebediyen bu sıkıntıdan kurtarmıştır.

 

f-Keçi
Mehmet Mustafa Özüberk ve yakın arkadaşı İbrahim Ünal bir gün Avanos’a giderler.İki kafadar bakar ki bir kadın aldığı keçiyi oradaki ağaca bağlar ve alış-veriş için oradan uzaklaşır.Bizimkiler varıp keçiyi bağlı bulunduğu ağaçtan çözüp,ayakkabı boyayan yaşlı bir amcanın yanına varırlar. Adama,

-Amca sen şu keçiye bakadur, biz hemen geliyoruz deyip keçiyi ona emanet ederler.

Biraz sonra gelen kadın bakar ki keçi bağladığı yerde durmuyor. Önce telaşa kapılır, sonra bakar ki keçi yaşlı amcanın yanındaki ağaçta bağlanmış duruyor. Hemen oraya koşar ve hiçbir şey demeden keçiyi ağaçtan çözer ve götürmeye kalkışır. Kendisine emanet edilen keçinin alındığını gören yaşlı adam kadının sırtına sert bir yumruk vurur ve güya keçiyi çalmaya kalkan kadına olmadık hakaret eder. Kadın bu tepkiye çok şaşırır. Keçinin kendisine ait olduğunu anlatmaya çalışsa da bunu bir türlü başaramaz.Bu sırada iki kafadar olanları kenarda gülerek seyretmektedir.

Kadın sonunda yaşlı adamı inandırabilmek için keçiyi satın aldığını bilen birkaç kişiyi şahit göstererek keçisini alabilir.

Bu arada bizim kafadarlar olanlardan haberleri yokmuş gibi yaşlı amcanın yanına varırlar, adama keçiyi sorarlar. Adam başlar dövünmeye, bir taraftan da olanları anlatmaya. Bizimkiler iyice ciddileşip, olur mu amca emanet hiç başkasına verilir mi, diye adamcağızı iyice   yerin dibine sokmuşlar. Sonunda iki kafadar güya yaşlı adamı affetmiş gibi, neyse amca yapacak bir şey yok, diyerek oradan uzaklaşmışlar. Tabi olan boş yere dayak yiyen,keçinin asıl sahibine olmuş.

g-Süte Hiç Su Katılır mı?
İbrahim Ünal, Kayseri’de dolmuş işletirken bakar ki yaşlı bir adam ağlayıp, sızlayıp duruyor. Bizimki adamın yanına varıp neden ağladığını sorar. Adam sütçülük yaptığını biraz önce sütlerinin bir bölümünü kazayla yare döktüğünü anlatır. Bunun üzerine İbrahim Ünal,

-Amca kafanı yorma,şu bidondaki suyu sütle karıştırarak zararını o karşılarız der.Bu fikir adamın hoşuna gider ancak işi dürüstlüğe vurarak,

-Olur mu oğlum süte su katılır mı der. O zaman bizimki de işi pişkinliğe döküp,

-Bırak bu lafları amca sanki hiç yapmadığınız bir şey mi, diyerek sütle suyu karıştırır. Elbette saf süt sanılan bidonun içine de önceden su katılmışsa vay o sütü alanın haline!!!

h-      Kedi İhracatı
Topal Hacı bir gün komşu Çalışa gidip kendi ahbaplarından birine şaka yapmaya karar verir. Ahbabına varıp İtalyanların kedi yediklerini, Çalış’ta da bol miktarda kedi olduğunu, bu kedileri toplayıp İtalya’ya satarak iyi para kazanacaklarını söyler. Adam önce  inanmasa da  bizimkinin ciddiyetine bakıp ona inanır. Sonunda kedileri ne zaman kamyona yükleteceklerine dair anlaşarak bizimki oradan ayrılır. Çalışlı adamcağız kasabadaki bütün kedileri toplamaya başlar. Bunu haber alan kasabalılar Topal Hacı’nın kendisiyle dalga geçtiğini bunun bir oyun olduğunu   belirtip adamın topladığı bütün kedileri salıvermesini sağlarlar. Bunu haber alan Topal Hacı kamyonu adamın kapısının önüne dayar ve adama kedileri nereye topladığını sorar. Daha sorusu bitmeden adamın rengi atar ve başlar dövünmeye

-Gavurun köylüleri zaten benim iyiliğimi kimse istemiyor...

5-Köydeki Kalıplasmis  Deyimler:
 
Deyimler gerek konuşma dilimizde gerek yazı dilimizde anlatımı güçlendirmek için kullandığımız kalıplaşmış sözlerdir. Altıpınar’da ülkemizin her yöresinde bilinip kullanılşan deyiayelerini nakledelim.
Çırappa gibi dikilip durmak:Elektriğin olmadığı zamanlarda köyde aydınlanmak için bezir çırası kullanılırmış. Bu bezir çırası çırappa  adı verilen uzun ve kalın bir ağacın üzerine konurmuş. Bezir çırası çırappanın üzerine konulduktan sonra çırappa, oturulan yerin ortasına dikilirmiş. İşte şimdi köyde boş boş gereği yokken ortalıkta dikilip duranlara, çırappa gibi dikilip durma, denir. 
Hacı İbrahim işi yapmak: Yapılan iş pek sağlam ve akla uygun değilse, bu işi yapan kişiler Hacı İbrahim işi yapmakla suçlanırlar.
Yalancı Pehlivan gibi dolaşmak: Köyde bir işi beceremeyecek  olmasına rağmen becerebilecek gibi  caka satıp ortada gerinerek dolaşan kişilere Yalancı pehlivan gibi dolaşıp durma denir.
Totuğun Analık gibi sohranmak: Köyde, bir işi yapmak istemeyen ya da istemeyerek o işi yapmak zorunda kalan kişi sinirlice kendi kendine konuştuğu zaman  ona “Totuğun analık gibi sohranma” denir. Totuğun Analık kesin bilgi bulunmamakla birlikte komşu kasaba Özkonak’ta yaşamış her şeyden şikayet eden ve her şeye sinirlenen biri olarak düşünülüyor.
Bıdırık Safiye gibi Konuşmak: Köyde gevezeliğin sembolü haline gelen Bıdırık Safiye böyle bir deyimin ortaya çıkmasına sebep olmuş.
Kıçı yanmış tazı gibi dolaşmak: Köyde gereksiz yere çok gezmeyi karşılayan deyimdir.
Suludaki harımı paylaşamamak: Altıpınar’da eve yakın tarlalara harım denir. Sulu tarlada elbette en verimli tarladır. İki özellik bir arya gelince en kıymetli tarla sulanabilen ve eve en yakın tarla olacaktır. Harımın bu özelliği yüzünden mal paylaşan kardeşler arasında pek çok kavga çıksa gerek ki  köyümüzde boş yere kavga eden kişilere sanki harım kadar kıymetli bir şeyi mi paylaşamadınız da kavga ediyorsunuz demeye getirip söylenen deyimdir.
İllik Pilavı gibi belleyip durmak:Yöremizde sahur vaktine illik denir. Eskiden illikte sürekli pilav pişirilip yenirmiş. Bu yüzden bir şeyi gereksiz yere tekrarlayıp duran veya biş işi gereksiz yere tekrarlayan kişiye “illik pilavı gibi belleyip durdun” denir.
Anası öğüt verirken itin sırtında kırk sinek saymak:Köyümüzde nasihat edilirken oralı olmayıp konuyla ilgisi olmayan şeyden söz edenler için kullanılan deyimdir.
 
Altıpınar’da sadece köyde kullanılan özellikte atasözleri yoktur. Ülkemizin her yerinde yaygın biçimde kullanılan atasözleri burada da kullanılmaktadır. Bunlar “El elin eşeğini türkü çağırarak arar”, “emanet ata binen bayram günü yayan kalır” gibi sözlerdir.

b- Altıpınar’daki  Hayır Duaları ve Beddualar
 
Pek çoğumuz haksızlığa uğradığımız zaman, canımız yandığı zaman bu duruma tepkimizi dile getirmek adına beddua ederiz. Bizi memnun eden olaylar karşısında da hayır  duası ederiz. Sevmediğimiz insanlar beddualımızdan, sevdiğimiz insanlar hayır dualarımızdan nasiplerini alırlar.
Beddualar ve hayır duaları özellikle günlük hayatta vazgeçemediğimiz, büyüğümüzden küçüğümüze fazlasıyla aşinası olduğumuz, dilimizi zenginleştiren unsurlardandır.
Altıpınar’da özellikle bedduaların çokluğu dikkat çeker. Öyle ki insanlar sevmediği bir kişiden bahsettiği zaman o kişinin isminden önce bir beddua söylemeyi alışkanlık haline getirmişler. Köyümüzdeki başlıca beddua ve hayır dualarının başlıcaları şunlardır.

Beddualar:

Kötü güne kalasıca
Kara güne kalasıca

Kanları, altına ılgıt ılgıt akasıca

Gözü kör olasıca

Geberesice

Sidiği durasıca

Gözüne betire yürüyesice

Gözünü sirpençe bürüyesice

Beter olasıca

Ocağı batasıca

Ocağı sönesice

Kıran giresice

Verem olasıca

Allah belasını veresice

Tez zamanda geberesice

Sürünesice

Hayır Duaları:

Allah razı olsun
Allah kazadan beladan korusun

Allah esirgesin

Allah nazardan korusun

Allah kara gözlü bir nişanlı versin

 

Köyde ayrıca dua mahiyetinde sayılabilecek birtakım bir takım sözler de vardır. Bunlar:

Gadalarını alırım
Gadasını aldığım
Öğ sürüne ölürüm
( Senden önce ben öleyim)
Kurban olduğum

B-Nazım Örnekleri

1-Maniler
Bağa vardım üzüme
Gel izime izime
Sürmeler mi çekindin
Ala ala gözüne
 
Kara kara kazanlar
Kara yazı yazanlar
Cennet yüzü görmesin
Aramızı bozanlar

2-Sayışmacalar
 
Mavi taksi geliyor
Tozu duman ediyor
Çekilin kızlar çekilin
Cüneyt Arkın geliyor
**
Bir, iki, üçler
Yaşasın Türkler
 
Dört, beş, altı
Polanya battı
 
Yedi, sekiz, dokuz
Almanlar domuz
 
On, on bir, on iki
İtalya tilki
 
On üç, on dört, on beş
Ruslar kalleş
 
On altı, on yedi, on sekiz
Hapı yuttu Portekiz
 
On dokuz, yirmi, yirmi bir
Yaşasın Anıtkabir
**
 
Oooooooo lilli lilli
Papatya dilli
İsmailli Dümbüllü
Kız senin saçın kaç türlü
**
Bir gün birgü bir çocuk
Eve de gelmiş kimse yok
Açmış bakmış dolabı
Şeker de sarmış ilacı
Yemiş yemiş bitirmiş
Akşama sancı başlamış
Kıvrım kıvrım kıvranmış
Yaptığından utanmış
**
Portakalı soydum
 Baş ucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum
Duma duma dum
Kırmızı mum
 
Dolapta pekmez
Yala yala bitmez
Ayşecik cik cik
Fatmacık cık cık
Sen dur sen bu oyundan çık

III. BÖLÜM
ALTIPINAR’DA HALK OYUNLARI  

Kültürümüzün en önemli parçalarından biri de oyunlarımızdır.
Altıpınar’da televizyon, radyo gibi elektronik eğlence araçları bu kadar yaygın değilken çok yaygın olan oyunların gün geçtikçe yaygınlığını yitirdiği göze çarpmaktadır.Bununla birlikte hâlâ yaygınlığını koruyan oyunlar vardır.
Oyunlardan önce ebe seçmek için sayışma yapılır. Bu sayışmalar üç türlü yapılır. Bunlardan birincisi sayışmaca adını verdiğimiz manzum sözlerle yapılan sayışmadır. İkincisi parmak tutmak şeklinde yapılan sayışmadır. Bunda oyuncu sayısı kadar parmak tutulur. Parmakların birisi ebedir. O parmağı seçen ebe olur. Ebe seçmek için üçüncü yol para ile yazı-tura veya yassı küçük bir taşla yaş-kuru şeklinde yapılan seçimdir. Şimdi sırayla köyde oynanan  başlıca oyunları ele alalım.
 

1-      Ebe Mestik Oyunu
 
Özellikle uzun kış gecelerinde küçüklerin oynadığı bir oyundur.Yapılan sayışmadan sonra ebe seçilir. Ebe secdeye varır gibi eğilir.Diğer oyuncular bir yandan ebenin sırtına vururken bir yandan da
 
Ebe mestik
Peynir bastık
Karacaoğlan kaç budak
 
Biçiminde tekerleme söylerler. Sonra oyunculardan biri ebeye göstermeden bir sayı tutar. Ebe bu sayıyı bilirse, sayıyı tutan kişi ebe olur; bilemezse ebe, ebeliğine devam eder.
 
2-Gül Bitme Oyunu
Oyuncular daire şeklinde kümelenirler. Ebe seçilir. Sonra  her oyuncuya bir numara verilir. Oyunu ebe başlatır. Örneğin,
 
-Bizim bahçede beş gül biter, der. Sonra kimin numarası beş ise o,
-Bizim bahçede beş gül bitmez, der. Sonra ebe,
-Ya kaç gül biter, der. Bunun üzerine beş numaralı oyuncu bir numara söyler ve oyun böyle devam ederken kendi numarası söylenen oyuncular numarasının söylendiğini geç algılarsa, oyunda olmayan bir numara söylerse, konuşurken dili sürçerse, o kişi secdeye varır gibi yere eğilir  ve diğer oyuncular onun  sırtına vururlar. Bu kez hata yapan kişi ebe olur ve oyunu o başlatır. Oyun bu şekilde devam eder gider.
 
3-Ev Sorma Oyunu
Oyuncular bir araya kümelenirler. Sayışma yapılıp ebe seçilir. Daha sonra ebe, köyde yaşayan bir ailenin fertlerini, örneğin: “ Bir kız, iki oğlan, anne, baba” biçiminde sayar. Diğer oyuncular sorulan bu aileyi bulmaya çalışır. Doğru cevabı veren kişi ev sorma hakkını elde eder.
 
4-Uçtu uçtu oyunu
Oyuncular daire şeklinde kümelenirler. Ebe seçilir. Ebe ile birlikte tüm oyuncular işaret parmaklarını yere koyarlar. Ebe örneğin, uçtu uçtu kuş uçtu, diyerek parmağını havaya kaldırır. Ebenin dediği uçan bir nesne ise diğer oyuncular da ebe ile birlikte parmaklarını havaya kaldırmak durumundadır; değilse ebe diğer oyuncuları şaşırtmak için parmağını havaya kaldırır. Yanlışlıkla parmağını kaldırması gerekirken kaldırmayan veya kaldırmaması gerekirken kaldıran oyuncu ebe olur. Ancak ebe olmadan önce  yere secde biçiminde eğilip diğer oyuncuların kendi sırtına vurmasına katlanmak zorunsa kalır.    

5-Kızdı Kayış Oyunu

Oyuncular bir araya toplanır. Önce tüm oyuncuların sıkışık vaziyette sığabilecekleri mekan adı verilen bir kare şeklinde bir çizilir. Sonra  kayışın nerelere  saklanabileceğinin sınırı belirlenir. Ardından ebe seçilir.Ebe sağlamca olan kayışı belirlenen  mekana saklar. Bu yer mekandan görülemeyen yerdir. Ebe saklama işini bitirince “kızdı kayış” diyerek diğer oyuncuların kayışı aramaya başlamalarını ister. Bu sesle birlikte tüm oyuncular koşarak kayışın saklandığı yeri bulmaya çalışırlar. Ebe oyuncuların saklanan kayışı bulmalarını kolaylaştırmak için kayışa kim yaklaşmışsa onun adını söyleyerek yaklaştı, kaynıyor, fokurduyor gibi sözler söyler. Kayışı bulan kişi kayışı eline alıp diğer oyuncular mekana girene kadar onlara vurur. Sonra kayı8şı bulan kişi kayışı saklar ve oyun bu şekilde devam eder.

6-Para Saklamaca Oyunu
 
Çoğu zaman düğünlerde oynanan bir oyundur. İlk önce  can yakacak kadar sağlam bir kemer bulunur. Sonra ebe tespit edilir. Ebe eline aldığı bozuk parayı odanın içindeki herkesi dolaşıp birine verir. Sonra damat vekilinin sırtına vurularak vekilden paranın kimde olduğunu bulması istenir. Para vekilin söylediği kişide ise parayı verir değilse sırtına  kemerle bir kere vurulur ve onun da bir tahminde bulunması istenir. Para bulunana kadar oyun böyle devam eder. Paranın kimde olduğunu bilen kişi ebe olur. Bu oyun sırasında odada bulunan herkes oyuna dahil olmak  zorundadır. Hatta para dolaştırıldıktan sonra odaya girenler de oyuna dahil edilirler.

7-Zındır Zımba Oyunu

Oyuncular toplanır. Önce “kale” adı verilen ebenin iki ayağını yere basabileceği  alan belirlenir. Ardından ebe seçilir.
Ebe sekerek kale dışına çıkar. Ebe  sekmek kaydıyla oyunculardan birine dokunmaya çalışır. Ebe kale dışında  iki ayağını yere bastığı anda cezalı duruma düşer ve diğer oyuncular ebe kaleye girinceye kadar onu kovalayıp tekmelemeye çalışırlar. Ebenin iki ayağını yere bastığını gören oyuncular gördüklerini “zındır zımba” diyerek belirtirler.
Ebe kurallar dahilinde birine dokunduğu zaman bu kez tüm oyuncular yine “zındır zımba” diyerek ebenin dokunduğu kişiyi kaleye girene kadar tekmelerler. Bu kez bu kişi ebe olur. Oyun böyle devam eder gider.  

8-Köprü Oyunu(Tosbağa Oyunu)
 
Bu oyun biri köprü olması şartıyla üç kişi ile oynanır. Köprü olan kişi yarı secde vaziyetinde yere uzanır. Diğer iki oyuncu kafalarını, köprü olan kişinin karnının altına sokar. Sonra bu iki oyuncu aniden kafasını çıkarıp köprünün üzerinden  geçerek kafasıyla diğer oyuncunun sırtına vurmaya çalışır. Bu oyun düğünlerde çocuklara oynatılan bir oyundur.

9-Vızz Oyunu

Bu oyunda biri ebe olmak kaydıyla üç kişi vardır. Ebe ortaya geçer. Ebenin kafasında fötr şapka vardır.Ebe İki işaret parmağını burnuna götürüp, “vızz” diye ses çıkarıp kenarındaki iki oyuncuya doğru eğilip onlara vurmak için fırsat kollar. Bu arada ebenin ayakları iki yanda bulunan diğer oyuncuların kendinden tarafta bulunan ayaklarına basar.
Ebe parmaklarını burnundan çekice, kenardaki iki oyuncu ebenin başındaki şapkayı düşürmeye çalışır. Bu sırada bu iki oyuncu bir yandan da ebeye karşı yüzlerini kollamaya çalışırlar. Şapkayı yere düşüren ebe olur. Oyun böyle sürer gider. Daha çok oyunlarda oynanan bir oyundur.

10-Ben Vurdum Oyunu

Bu oyun da düğün de oynanır. İlk önce bir ebe seçilir. Ebe  elinin biriyle gözünü kapatırken, bir eliyle de suratını korur. Odada bulunanlardan biri ebeye göstermeden sert bir şekilde, ebenin suratını koruduğu ele vurur. Sonra herkes büyük bir gürültüyle ebenin etrafını çeviriverir ve “ben vurdum” diterek ebeyi şaşırtmaya çalışır. Ebe kimin vurduğunu tahmin edebilirse ebelikten kurtulur ve vuran kişi ebe olur. Tahmin edemezse ebeliğe devam eder.
 
Yukarıda anlatılan oyunlardan başka yurdun her yerinde oynanan  körebe, saklambaç,çelik-çomak, yakar

top gibi oyunlara da köyde oynanan oyunlar arasındadır.


Altıpınar’da üzüntü verici bir olay var ki, o da televizyondan sonra çocuklar için bir eğlence vasıtası olan bu oyunların git gide daha az oynanır olmasıdır. Mesela yaklaşık on sene öncesine kadar çocukların vaz geçilmez oyunlarından çelik-çomak oyunu( Köyde bu oyuna “Billik” de deniyor.) köyde çok az oynanır olmuş.
Bu, televizyonun bir takım yararlarının yanında, kültürümüzde yaptığı tahribatın sonucu olsa gerek.

IV- ALTIPINAR’DA GEÇİŞ DÖNEMİ ÂDETLERİ

 
İnsanların yaşamlarında doğum, evlenme, ölüm önemli geçiş dönemleridir. Her toplumda bu geçiş dönemleriyle ilgili bazı âdetler ortaya çıkmıştır.
Değişen günlük yaşamın sonucu olarak özellikle, şehirlerde unutulmaya yüz tutan âdetlerimiz Anadolu’da köylerimizde, kasabalarımızda canlı bir şekilde varlığını sürdürmektedir.
Altıpınar’da geçiş dönemi âdetleri değişen şartlarla birlikte dış görünüş itibariyle ufak tefek değişikliğe uğrasa da öz şeklini korumaktadır.

A-Doğum Âdetleri
Doğum soyun devamı olması açısından her dinde, her gelenekte kutsal sayılır. Bu kutsallığa binaen her kültürde bir takım doğum âdetleri ortaya çıkmıştır. Bunlar dah doğum öncesinde başlar.
Altıpınar’da da Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi  erkek çocuk isteği yaygındır. Bunun nedeni neslin erkek çocuk tarafında devam ettirildiği düşüncesidir.
 
Türklerde erkek çocuk sahibi olma isteği eski bir gelenektir. Boğaç Han verdiği davette erkek evladı olan beyleri ak çadıra, kız evladı olanları kızıl çadıra, çocuğu olmayanları ise kara çadıra oturtur.
 
1-Doğum Öncesi Âdetler
Altıpınar’da hamile kadının yediklerinin içtiklerinin doğacak çocuğun şeklinde etkili olduğuna inanılır. Örneğin kadın hamileliğinde tavuk eti yerse, çocuğun yüzü tavuğun derisi gibi pötür pötür olur, denilir.
Hamile kadınlarla ilgili bir inanç da hamile kadın iyiye güzele bakarsa doğacak çocuk güzel olur, kötüye çirkine bakarsa doğacak çocuk çirkin veya sakat olur biçiminde olan inançtır.
Hamile kadınlara ağır iş gördürülmez. Hamile kadınlara ekşi olan yiyecekleri sever. Bu yüzden hamile kadınlara ekşi yiyecekler ikram edilir. Özellikle hamile kadının yakın akrabası olan kadınlar doğacak çocuk için önceden kazak, yelek, çorap gibi giysiler örerler.

2-Doğum Sonrası Âdetler

Doğum sonrasında bazı gelenekler-âdetler uygulanır.
  a-Göbeğin Gömülmesi
    Bebeğin göbeğinin düşmesinden sonra göbek bağı alınır ve caminin avlusuna gömülür. Böylece çocuğun büyüyünce abdestine-namazına düşkün olacağına inanılır.
  b-Albasması:
    Bu inanca göre kötü ruhlar yeni doğum yapan anneye ilişir. Güçsüz kalan anne bayılır. Sonunda anne ya ölür ya da dirilir. Köyde güçsüz kalan anneyi             albasmasından korumak için annenin başucuna Kur’an konulur, annenin yattığı odanın duvarına gem asılır. Böylece annenin albasmasından korunacağına inanılır.
Doğum sonrasında da bebek sarılık olmasın diye de üstüne sarı yemeni örtülür.
  c-Kırkın Çıkarılması
Doğumdan kırk gün sonra kırkın çıkarılması âdeti uygulanır. Bu âdette anne ve çocuk önce yıkanır. Sonra hem annenin hem de çocuğun üzerine kevgir veya başka delikli bir kapla su dökülür. Anne abdest alır. Böylelikle anne ve bebeğin kötülüklerden arındırıldığına inanılır.
  d- Ad Verme:
 Altıpınar’da doğum sonrası uygulanan âdetlerden birisi de çocuğa ad vermedir. Bunda ailenin en büyük erkeği çocuğun sol kulağına kamet , sağ kulağına ezan okur ve ailenin uygun gördüğü adı çocuğun kulağına üç kere fısıldar. Sonra adını ben verdim, ömrünü Allah versin der.
Doğan çocuk eğer ilk ise genellikle ona isim verme işi aile büyüklerine bırakılır. Ayrıca yakın akrabalardan hiç çocuğu olmayan birisi varsa çocuğa ad koyma hakkı ona da verilebilir.
Çocuğa verilen isimlere gelince... Özellikle çocuğa verilen isimlerin aile büyüklerinin isimleri olmasından dolayı köyde bazı isimlerde yoğunluk dikkat çekiyor. Mesela: Mehmet, Mustafa, Ahmet, Mevlüt; Hatice, Fadime, Kezban gibi isimler çok fazla.
Köyde çocuğa geç kavuşan aileler  veya ilk doğan çocukları ölen aileler doğan çocuğun yaşaması için Dursun, Yaşar gibi isimleri de veriyorlar.
  b-Evlenme Âdetleri:
Hayatın ikinci geçiş dönemi plan evlenme, gerek kızın gerek erkeğin toplumla kaynaşmasının önemli bir aşamasını oluşturur.
Ailenin toplumsal yapının temeli olması evlenme olayının evrensel bir özellik kazanmasında etkili olmuştur.
Evlilik her toplumda kültür tipinin öngördüğü belirli kurallara göre gerçekleşmekte. Altıpınar’da ortaya çıkan evlenme âdetlerini şu şekilde sıralayabiliriz. :

1-Evlenme Şekli:

Altıpınar’da son zamanlara kadar daha çok görücü usulü evlilik yaygındır. Kız kaçırma,beşik kertmesi, kuma tipi evlenme biçimleri önceleri var olmakla birlikte şimdilerde sadece bunların adı kalmış.

2-Evlenme Yaşı

Halkımız arasında çok yaygın olan “Askerliğini yapmayana kız vermezler.” Düsturu dikkate alınarak erkek için evlenme yaşı 22-23 yaşı erkekler için ideal olarak kabul edilir. Ancak yurt dışında yaşayan ailelerimiz çocuklarını daha erken yaşlarda evlendirmekteler.Ayrıca tek çocuğu olan aileler de “ Ölmeden oğlumuzun mürüvvetini görelim” diye oğullarını çoğu zaman askerlik öncesinde evlendirmekteler.
Altıpınar’da kızlar genellikle 15-20 yaşları arasında evlendirilirler.
Son yıllarda çocukların eğitimi için gereken önemin gösterilmesi sonucunda özellikle kızlarda evlenme yaşı biraz daha yukarı çıkmıştır.

3-Gelin Adayının Belirlenmesi

Köyde eskiden malımız başkasına gitmesin ve kendi akrabamızdan daha iyisini mi bulacağız düşüncesiyle aşırı derecede yaygın olan akraba evlilikleri eskisi kadar olmasa da varlığını sürdürmektedir. Bu yüzden köyde yakın akrabaların kızları daha ideal olarak görülmektedir.
Evlenecek oğlu olan aileler, halen gelin adayları yoksa gelin adaylarını belirlemek için genellikle yaz aylarını beklerler. Çünkü yazın okulların kapanmasıyla gerek yurt dışında yaşayan gerekse başka şehirlerde yaşayan köylülerimiz köye akın ederler.Özellikle bu mevsimde yapılan düğünler kızların görücüye çıktığı birer tören gibidir.
Oğullarını evlendirecek aileler kızlara düğünlerde daha bir alıcı gözle bakarlar. Elbette burada gelin adayını belirleyen öncelikle annedir. Aile büyüklerinin beğendiği gelin adayı evlenecek oğula söylenip onun fikri sorulur. Oğul, kızı tanımıyorsa bir yolu bulunup tanışmaları sağlanır. Gerçi son zamanlarda yurdumuzun birçok yerinde olduğu gibi köyümüzde de tüm insiyatifi evlenecek delikanlının yüklendiği evlilikler  her geçen gün artmaktadır. Nihayetinde uygun görülen kız istenmeye karar verilir.
 

3-Altıpınar’da Evlenme İsteğini Belirtme Şekilleri  
Evlenme yaşına gelip, evlenmek isteyen oğul durumu ailesine haber vermek için bazı işaretler verir.
  a-Pilava Kaşık Dikme  
Oğulun evlenme isteğini ailesine bildirmek için en sık kullanılan âdettir. Pilava kaşık dikmeye karar veren genç, evde pilav pişirilmesini bekler. Sofralarımızın değişmez yemeği olan pilavın pişirilmesi genellikle gecikmez. Bir aksilik sonucu evde pilav pişirilmemişse genç canının pilav çektiğini belirterek pilav pişirilmesini sağlar.Plandan haberi olmayan anne pilavı pişirip sofraya koyar. Oğul pilavın bitmesi tehlikesine karşı birkaç kaşık pilav yedikten sonra aniden kaşığını pilav tabağının ortasına diker ve kalkıp gider. Oğullarının çok ani cereyan eden bu davranışı karşısında şaşıran ana-baba  şaşkınlıklarını üzerinden attıktan sonra oturup oğullarıyla durumu görüşürler.
  b- Babanın Ayakkabısını Çivileme  
Evlenme isteğini aileye haber verme yollarından birisi de babanın ayakkabısını çivileme âdetidir. Bunda genç babasının ayakkabısını topuğundan yere çiviler. Ayakkabısını giymeye çalışan baba ayakkabının yere çivili olduğunu görünce oğlunun bu isteğini anlayıverir.
  c-Babanın Ayakkabısına Su Doldurma  
Evlenmek isteyen oğul babasının ayakkabısına gizlice su doldurur.Ayakkabıyı giyen baba önce durumu anlamasa da ayakkabısındaki suyun sebebini algılaması fazla sürmeyecektir.
 
Yukarıda anlatılan evlenme isteğini haber verme âdetleri köyde devamlı anılsa da bunları uygulayan gençlik pek kalmamıştır. Şimdilerde bu âdetler Altıpınar’da daha çok aile içinde şakalaşma olarak varlığını sürdürmekte.

5-Kız İsteme

Oğullarını evlendirecekleri gelin adayını belirleyen aileler kızı istemeye karar verirler. Oğlan evi kızı istemeye varmadan önce, uygun görülen birisi ile kız evine durumu iletir. Bu haberciye kız evi, sakıncalı bir durum yoksa, buyursun gelsinler, denir. Eğer kız evi kızlarının söz konusu delikanlıyla evlenmelerinde kesinlikle sakınca görüyorlarsa, zahmet edip boşuna gelip kapımızı çalmasınlar, cevabı haberciye iletilir.   
Olumsuz yanıt alınmışsa oğlan tarafı ortamı yumuşatmak için araya bazı aracılar sokar.
Kızı isteme işini ailenin en büyük ferdi yapar; fakat bazı durumlarda kızı isteme işini kız evine nazı geçecek birisine bırakırlar.
Kızı isteyen kişiye dünürcübaşı denir.Dünür gidildiğinde hal-hatır faslından sonra asıl fasla geçilir.Bu fasılda dünürcübaşı,
-Biz buraya hayırlı bir iş için geldik. Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz, diye lafa başlar. Eğer uygun görürseniz bu iki genci evlendirelim diye dünürcübaşı lafını sürdürür.
Bu sözlerden sonra söz sırası kız evine gelir. Kız evi biraz da “ Kız, evi naz evi”düşüncesinin etkisiyle oğlan evine belirli bir gün vererek düşünmek için izin ister.
Verilen gün geldiğinde kız evine varan oğlan evi sonuç olumlu olur ise takı, ev, eşya, ve düğün konularını açar.Bu meseleler konuşulup ortak bir karara varılınca gerekli âdetlerin yapılmasına gelir sıra.

6-Çorap Alma

Altıpınar’da nişan yüzüklerinin takılıp, imam nikahının kıyıldığı âdete çorap alma denir. Çorap alma âdeti çerçevesinde belirlenen günde akşam vakti, akrabalar, komşular kız evinde toplanırlar. Orada şerbet içilir. Oğlan evinin getirdiği yiyecekler yenilip içilir.Bu esnada kadınlar ile erkekler ayrı ayrı yerlerde otururlar.Yatsı namazının ardından köy imamının gelmesiyle dini nikah kıyılır. Nikah kıyıldıktan sonra yüzükler takılır. Bu sırada isteyen erkekler de varıp yüzük takılmasını izlerler. Ardından Kur’an okunup dua edilir.
Okunan Kur’an ve edilen dualardan sonra kız evi, oğlan evi ve oğlan evinin yakın akrabaları için hazırlanmış bohçaları getirir. Bu bohçaların içinde kız evince hediye olarak konulmuş giysiler vardır. Bu giysilerin arasında vazgeçilmezi çorap olduğundan dolayı bu âdete çorap alma denilmiştir. Bu sırada oğlan evi, sadece gelinleri için hazırlanmış olan bohçayı kız evine verir.
Çorap alma âdeti içerisinde oğlan evi daha önceden takılmasına karar verilen takıların bir kısmını gelinlerine takar. Geri kalan kısmını ister çorap alma ile düğün arasında isterse düğünde kale âdeti sırasında takar.
Çorap alma âdeti içerisinde kız evi kendi yakın akrabalarından birisine basma kumaş verir. Burada basmayı alan akraba düğünün yunak bölümünde ev sahipliği yapıp gelini yıkar.
Artık o akşamdan sonra iki genç nişanlı sayılır. Bu arada olan yeni nişanlanan delikanlıya olur. Çünkü arkadaşları onu kutladıktan sonra onun kulağını çeker. Bunun karşılığında damat arkadaşlarına helva ısmarlar.

7-Nişan Âdeti

Altıpınar’da şimdilerde nişan âdeti kalkmış olmakla birlikte köydeki eski nişan âdetlerini yazmak gerekir.
Nişanda önce iki aile nişan tarihini belirlerler.Belirlenen günde nişan yapılacağı eşe-dosta duyurulur. Köyümüzde nişan sadece kadınlara has bir âdettir.
Nişan gününde köy kadınları öğleden sonra kız evinde toplanırlar. Pişirilen pilav yenmeden önce takı faslı yapılır. Oğlan evi önceden belirlenen takıların bir kısmını veya tamamını orada takar. Ayrıca orada  bulunan kadınlar da nişan heditesi olarak getirdikleri para, basma gibi hediyeleri verirler. Sonra pilav yenir.
Nişan esnasında gelin kız, düzen esbabı veya bindallı adı verilen kıyafeti giyinir. Şimdi köyde nişan âdeti kalkmış olup çorap alma Adeti  nişanın yerine geçmiştir.
 
8-Nişanlılık Süreci
Çorap almadan sonra nişanlılık süreci işler. Nişanlılık sürecinde de birtakım gelenekler uygulanır. Bunlardan en ilginç olanı, damadın nişanlısıyla görüşmeye gittiği zaman kimseye görünmemek zorunda olmasıdır. Bunun için de damat genellikle geceleri nişanlısıyla görüşmeye gider.
Damadın nişanlısıyla görüşmeye gittiğini gören arkadaşları gizlice varıp damat nişanlısıyla görüştükten sonra veya daha görüşmeden damadı kızın evinin yanında yakalarlar.Yakalanan damat ceza olarak arkadaşlarının isteğini yerine getirmek zorundadır.   

9-Bohça Atma

Nişanlılık sırasında iki aile arasında anlaşmazlık çıkıp, iş ayrılma noktasına gelince, hangi taraf bu evlilikten vazgeçmek istiyorsa diğer taraftan gelen bohçayı götürüp iade eder. Buna bohça atma denir. Köy tarihinde, istenmeyen bu olaya çok az rastlanır.

10- Gelin kızın Misafirliğe çağırılması

Gelin kız düğünün başlaması yaklaşınca yakın akrabaları ve arkadaşları tarafından misafir edilir. Bu misafirlik sırasında köyün bekar kızları da bulunur. Burada kızlar gelinle birlikte yiyip içip eğlenirler.

11-Çeyizin Gitmesi
 
Düğünün başlamasına iki-üç gün kala kızın çeyizi oğlan evine götürülür. Oğlan evi çeyizi almaya gelince kız evinden bir veya birkaç çocuk gelin kızın sandığının üzerine oturur. Çocukların sandıktan kalkması için oğlan evi çocuklara bahşiş vermek zorundadır. Kızın çeyizleri oğlan evine götürülünce kız evi ve oğlan evinin kadınlarınca çeyizler yerleştirilir. Çeyizler yerleştirildikten sonra oğlan evince alınan kuruyemişler yenilir.

12-Düğünün Başlaması ve Yunak Adeti
 
Altıpınar’da düğün kız evinde başlar. Dört gün süren düğünün başlangıcı kadınlar tarafından yapılan yunak adeti ile olur. Yunakta önceleri gelin yıkanırmış; ancak şimdi böyle bir şey yok. Yunak adetini çorap alma günü  kız evinden basmayı alan kişi yapar.
Yunak için gelin kız bir gün önceden öğleden sonra yunağın yapılacağı akrabasının evine götürülür. Burada önce köyün  genç kızları toplanırlar.Akşam olunca köyün kadınları yunak armağanını da yanlarına alarak yunağa giderler.Orada kadınlar kızlar eğlenirler.
Gece gelinle, gelinin yakın arkadaşları yunak evinde yatarlar. Ertasi sabah gelinle, gelinin arkadaşları bir komşu tarafından kahvaltıya davet edilir.Bu kahvaltıdan sonra kızlar tekrar yunak evine giderler.
O gün öğleden sonra asıl yunak adeti yapılır. Köyün kadınları yine yunak evinde toplanırlar. Bu kez yunak evi önceki akşamdan daha kalabalıktır.
Burada kadınlar kızlar eğlenirken, evlenecek oğlu olan kadınlar bir yandan da kızlara  bakıp oğulları için uygun bir eş arayışı içindedirler, hatta kızları daha iyi görebilmek için oynamaya kaldırırlar. Oyuna kalkan kız önce oradaki herkesi selamlar, sonra oynar. Yerine oturmadan önce de oradaki büyük kadınların hepsinin elini öper. Kızlar her oyuna kalkışta el öpmek zorundadırlar. Bu esnada kadınlar kızları daha yakından görüp onlarla konuşma fırsatı bulurlar. Kızın bakışlarında, yürümesinde, konuşmasında bir kusur var mı diye iyice dikkat ederler.
Yunağa gelenlere ya pilav pişirilir ya da fıstık dağıtılır. Pilav veya fıstık faslından sonra bazı yakın akraba ve gelinin yakın arkadaşları dışında kadınlar dağılırlar. Bu arda vakit ikindi sıralarıdır.

13-Kız Gezdirme Adeti

Yunak bittikten sonra kıa gezdirme adeti yapılır.
Bu adette gelinin kayın babası ile birlikte bir iki yaşlı erkek ikindi namazından sonra yunak evine varırlar.Bu arada yunak evinden biri gelin  kızın üstüne kapıyı kilitler.Kayın baba o kişiye bahşiş verir ve kapıyı açtırır.
Oradaki tüm bekar kızlar ve yeni evlenmiş gelinler bir grup oluşturur. Önlerine kayın baba ve yanında gelen bir iki erkek düşer. Bunların önderliğinde gelin kız köyü dolaştırılır. Buna kız gezdirme denir. Bu gezdirme köyün tamamını gezme biçiminde değil;sadece yunak evi ile gelinin  baba evi arasındaki normal yolun biraz uzatılması şeklinde yapılan bir gezdirmedir.
Baba evine getirilen gelin kız akşamki kına gecesi için hazırlanır.

14-Bayrak Kalkması ve Bayrak Yemeği

Kadılar tarafından yunak adeti yapılırken oğlan evinde de Bayrak kalkması ve bayrak yemeği adeti vardır. Öğle namazının ardından camiden çıkan cemaat imamın da eşliğinde oğlan evine gelir. Orada bulunan herkes imamın arkasına dizilir. Bu arada uzun bir ağaca dikilen bayrak imamın yanında durur. Hoca burada bayrak duası yapar. Dua sonunda peygamber efendimizin ruhuna dua okunarak dua faslı bitirilir.Bu arada orada bulunanlar darısı bekarların başına diye temennide bulunurlar. Bayrak duası biter bitmez önceden hazırlanana tavuk veya horoz bayrağın altına kesilir.
Duadan sonra bayrak yemeğine geçilir.Bir yandan bayrak yemeği yenirken bir yandan da oğlan evinden birkaç genç bayrağı oğlan evinin çatısına veya gözle görülecek başka bir yerine dikerler. Bayrağın takıldığı ağacın ucuna elma-ayva gibi meyveler takılır. Bu bereket sembolüdür. Ayrıca o ağaca bayrakla birlikte renk renk yemeniler, kumaşlar, havlular da asılarak bayrak süslenmiş olur.
Köyde daha önceleri bayrak yemeği çorba ile başlayıp yumurta, mantı, bamya, sütlü, pilav-ayran ve sonda karpuz-üzüm türü bir meyve veya tatlıyla bitirilirken, şimdilerde bu yemek sadece pilav-ayran ve tatlı veya kıymalı pide ile tatlıyla veriliyor. Çok nadir olmakla birlikte eski düzenle yemek verenler de oluyor.
 
Bayrak yemeği yendikten sonra imam yemek duası eder. Sonra herkes dağılır. Misafirler dağılırken onlara şeker, kolonya ve sigara ikram edilir.
Erkekler dağıldıktan sonra arzu eden kadınlar yanlarına bayrakaltı armağanını da alarak oğlan evine gelirler. Oğlan evi bayrak altına gelen bu kadınlar için ayrıca sofra kurar. Burada toplanan kadınlar bayrak yemeğine gelen erkeklerin sayısından çok daha azdır.

Bayrak yemeğinden sonra damat, damat vekili ve yakın arkadaşlarınca giydirilir. Bu sırada önceden alınmış kuruyemişler yenir. Önceleri düğün kıyafetleri giydirilen damat, yanına  damat vekilini de alarak kapı kapı tüm köyü dolaşıp helalleşirmiş. Şimdi bu adette ortadan kalkmıştır.  

15-Kına Gecesi
 
Bayrak yemeğinden sonra düğün, kız evinde kına gecesi ile, oğlan evinde de düğün odası ile devam eder.
Kadınlar akşam namazından sonra kına yollarını(armağan) da alarak kız evine giderler. Kadınlar burada da eğlenirler.
Gecenin bir bölümünde oğlan evince gönderilen kuruyemişler bir tepsiye konularak oradakilere dağıtılır. Sonra, gelin kızın eline kına yakılır. Bu sırada gelin kıza acıklı türküler söylenerek gelin kız ağlatılır. Bu adetler yapıldıktan sonra gelinin yanında yine sadece yakın arkadaşları kalır. Diğer kadınlar dağılır.
Bu arada oğlan evinde de bazı adetler yerine getirilir. O gün akşama doğru oğlan evinde düğün odası kurulur. Düğün odası kurulunca kız evinden küçük bir çocuk damat yastığı adı verilen yastığı getirir. Bunun karşılığında damattan bahşiş alır. Akşam olunca damadın arkadaşları düğün odasında birikir. Yaşı büyük olanlar kayınbabanın bulunduğu başka bir odaya geçerler.
Düğün odası tabiri caizse damat ve damat vekili için adeta bir azap yeridir. Bu, köyde eskiden beri süregelen adetlerin bir uzantısı sonucu böyle olmuş. Düğün odasında damat ve vekili kendileri için hazırlanmış köşeye oturur. Köydeki geleneğe göre damat, köşesinde derli toplu oturmak zorundadır, fazla konuşması uygun görülmez, sigara içmesi yasaktır. Ayrıca hayırlı olsuna gelen herkes için ayrı ayrı ayağa kalkıp tebrikleri kabul etmek zorundadır. Düğün odasında bir yandan değişik oyunlar oynanırken bir yandan da damat ve vekili iyice köşeye sıkıştırılmıştır. Özellikle damadın yakın arkadaşları değişik bahaneler bularak damadı ve vekilini çimdiklerler. Hatta çimdikleme işi iğneleme boyutuna kadar ulaşır. Artık damat ve vekili oradaki insanların insafına kalmıştır.
Bu arada düğün odasının diğer köşesinde bayraktar oturur. Bayraktar ertesi gün gelin getirilmeye gidilince bayrağı taşıyacak olan kişidir. Damat vekilinin uyanında yamak oturur. Yamak ertesi gün başındaki fötr şapkayı çıkarıp etraftaki ahaliyi selamlamakla görevli olan kişidir. Bayraktar ve yamağın yerine oturmak yasaktır. Bunlar yerlerinden kaldıkları zaman, oturdukları minderin altına bozuk para koyarlar. Altında para bulunan mindere oturan kişiler cezalandırılır.
Düğün odasına gelen herkese şeker-kolonya, sigara ikram edilir.
Düğün odasında oynanan oyunlara gelince: bu oyunlar daha çok şiddete dayalı oyunlardır. Örneğin para saklamaca oyununda sağlam bir kemerle odada bulunanlara vurulur; fakat tüm bu şiddete dayalı oyunlar düğün coşkusuna coşku kattığından acılar hissedilmez.

Düğün odasında başta çocuklar olmak üzere, damadın mendilini, ayakkabısını v.s. kaçırmaya uğraşırlar. Bunları kaçırınca damat vekilinden, damadı iyi koruyamadığı için ceza parası alırlar.

Şimdi pek kalmayan bir adet de damadın kaçırılmasıdır. Vekilin damadı iyi koruyama-ması sonucu damat kaçırılır. Bu sırada damat kaçmamak için karşı koyamaz. Damadı kaçıranlar damadın iadesi karşılığında damat vekilinde bahşiş alırlar.

Yatsı namazım takiben kız evinden gönderilen kına, düğün odasına getirilir. Kına tepsisini eline alan olgun, evli bir erkek düğün odasından içeri girer. İçerdeki dikkati üzerine toplamak için gür bir sesle:

-Bir dakika gençler, diye bağırdıktan sonra damadın kınasını yakmak üzere damadın yanına varır. Kınayı yakmaya başlarken, peygambere salavat, der ve damat ile damat vekilinin kınasını yakar. Damadın avucuna kına yakılırken para konulur, bu bereket sembolüdür.
Bu arada bir yandan da kız evinden gönderilen baklava ve börekler İkram edilir. Ardından oğlan evince alınan meyve suyu ve benzeri meşrubatla birlikte kuru pasta dağıtılır. Damadın kınası yakılınca odada bulunanlardan dileyen kişilerde kına yakınır. Bu arada kına tepsisinin içinde bozuk para vardır. Bu da bereket sembolüdür.

Düğün odasının bir özelliği de buraya kız evinden ve çok yakın akrabasından kimse gelemez. Yalnızca bir-iki dakikalığına damat ve damadın babasına hayırlı olsun demeleri için bunların düğün odasına gelmelerine izin verilir. Bunun dışında oğlan evine gelenler cezalandırılır.

Yeme içme faslı bittikten sonra zaten onca çimdikten bıkmış olan damat ve vekili ayağa kalkar. Vekil odadakilere dönüp:

-Arkadaşlar, damat ve ben sabahtan beri hizmetinizdeyiz, izin verirseniz damat gidip dinlenecek, diye izin ister. Bunun üzerine orada bulunanlar adet üzere:
-O halde şöyle karşılıklı bir oynayın da öyle gidin derler. Bu isteği yerine getiren damat ve damat vekili artık serbesttir.

16-Gelinin Alınması  
Ertesi sabah günün ilk ışıklarıyla koşuşturmaca yeniden başlar. Oğlan evi kendine göre gelin alma hazırlıkları yaparken kız evi de kendine göre kız çıkarma hazırlıkları yapar. Oğlan evinde işe gelin arabası süslenerek başlanır. Gelin arabası süslendikten sonra yavaş yavaş "yenge-seğmen" gidecekler oğlan evinin önünde toplanırlar.

Tüm hazırlıklar tamamlanınca herkes arabalara doluşur. Konvoyun en önünde kural olarak bayraktar arabası olur. Bu arabada bayrağı taşıyan bayraktar ve yamak en önde oturur. Bayraktar arabasısın ardından yine kural olarak gelin arabası bulunur. Hiç bir araba bayraktarı geçemez. Aksi halde çok ağır biçimde cezalandırılır. Bu, Türk bayrağına duyulan saygının ifadesidir.

Herkesin yerini almasıyla birlikte arabalar gelini almak üzere yola çıkar. Bu arada kız evinde hazırlıklar tamamlanmış oğlan evi beklemektedir. Konvoy kız evine varır. Burada önce elinde bayrağıyla bayraktar aradan iner. Ardından diğer gençlerde iner. Kız evi önce gelenleri hoşlar sonra bayraktara bir takım sorular sorulur. Bu sorular bayrakta ki kırmızının hilalin, yıldızın neyi ifade ettiği şeklinde sorulardır. Bayraktar sorulara cevap veremezse cezalandırılır.

Bu sırada kız evince oğlan evine hazırlanan bazı süpriz1er cereyan eder. Kız evinden olan birkaç erkek içinden diken dolu olan el arabasını getirir. Daha sonra bu dikenleri hazırlayanlar, oğlan evinden istediklerini yanına çağırır. Dikenden korkan kişi kaçmaya çalışsa da dikenin tadına bakmadan kurtulamaz.
Şimdilerde görülmemekle birlikte önceleri, kız çıkarma sırasında kız evi oğlan evinden istediklerine kabak kemirtirmiş.

Dışarıda bu olaylar vuku bulurken gelin çıkmak üzeredir. Burada gelinin kuşağı erkek kardeşince kuşatılır. Gelin çıkarken ana-baba ve yakın akrabalarının elini öper. Gelin erkek kardeşinin eşliğinde damada teslim edilir. Bu arada gelinin ayakkabısının içine gittiği yere bolluk götürsün diye para konur.

17- Yenge-Seğmen Gidilmesi
Gelin ve damadın gelin arabasına binmesinden sonra konvoy köy dışına doğru hareket eder. Konvoy bir yandan da "kızınızı aldık" diye kız evini kızdırmak için kornalarına basar.
Konvoy köy dışında belirlenen yerde durur. Burada baklava kaçırma adeti vardır. Kız evi tarafından hazırlanıp gelin arabasına konulan baklava tepsisi, konvoy durunca gelin arabasına en erken varan kişiye verilir. Tepsiyi alan kişi var gücüyle kaçmaya başlar daha sonra tepsiyi kaçıran kişi ve o kişinin peşinden koşanlar bir kenara oturup baklavayı yerler.
Bu arada biraz dinlenen insanlar tekrar arabalarına biner ve köye doğru hareket eder. köy girişinden itibaren yol kesmeler başlar. Yol kesen çocuklara para vererek yol açtırılır.
Konvoy, oğlan evine varmadan gelin ve damat başta olmak üzere insanlara faniliğini hatırlatma için köy ortasındaki mezarlığın etrafında bir kere tur atar. Bu arda yamak, elindeki şapkayla köyün içindeki insanları selamlamaya devam eder. Nihayet konvoy oğlan evine gelir.
Gelin arabasını kullanan kişi arabadan çıkar ve kaynatanın yanına vararak,

-Eeee kaynata, kapı açılmıyor, diyerek ondan bahşiş ister. Bahşişi alan şoför kapıyı açar. Alkışlar arasında gelin ve damat arabadan çıkarken, bolluk-bereket sembolü olarak gelin ve damadın başına para saçılır. Özellikle bekarlar saçılan bu paradan almak isterler; zira burada para kapan kişinin bir an önce evleneceğine inanılır.
Gelin daha yeni evinin eşiğine adım atmadan kesilen kurbanın kanının üzerinden damatla beraber geçer. Köylü, bu kurban gelin damada kurban olsun, ona bağlı olsun, diye izah ediyor. Sonra yine gelin daha eşikten içeri adım atmadan küçük bir naylon poşete konan yumurtaları duvara atarak kırar. Gelinin içeri gireceği kapının üzerine namazlık asılmıştır. Gelin tam içeri girerken kucağına bir bebek verilir. Böylece gelinin, o bebekler gibi bebekler doğuracağına inanılır.
Gelin ve damat aile büyüklerinin elini öperek içeri girer. Burada kaynana ve kaynata geline tarla, inek, para, altın v.s türünden hediye veriler.
Bir yandan da gelin almaya gidenler için seğmen yemeği hazırlanan oğlan evinde tam bir curcuna vardır. Bu yemeğe sadece erkekler katılır. Yemekten sonra kalabalık dağılır. Kalabalığın dağılmasından sonra bayrak oğlan evinin çatısından indirilir.

18-Gerdek Adeti
O gün gerdeğe girmeden önce damat ve damat vekili yatsı namazım kılar. Burada hoca tarafından dua edilir. Duadan sonra hocanın da katılımıyla damat, yakın arkadaşları ve akrabaları eşliğinde peygamberimize sesli olarak salavat getirerek oğlan evine götürülür.
Oğlan evinin önünde imam son kez dua eder. Damat büyüklerinin elini öpüp, arkadaşlarıyla tokalaşarak helâlleşip eve girer. Damat içeri girerken oradakiler damadın sırtına vururlar.
Damat içeri girdikten sonra arada bulunanlara baklava ikramında bulunurlar.           

19-Kale Adeti  
Ertesi sabah düğünün son halkası olan kale yapılır. Kale takıların takıldığı adettir. Sadece kadınlara hastır. Köyün kadınları öğleden sonra oğlan evinde toplanırlar. Gelin kalede yine bindallı adı verilen kıyafeti giyer. Kadınlar burada önce oynayıp eğlenirler. Ardından takı faslına geçilir. Bir kadın kurulan masanın yanına varıp takı faslım yönetir. Takı faslı bittikten sonra oğlan evince pişirilen pilav veya satın alınan fıstık orda bulunan kadınlara dağıtılır.

Altıpınar'da özellikle son yıllarda bu kale adetinin gelin getirildikten hemen sonra yapıldığı ve seğmen yemeğinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığına rastlıyoruz.
Kale adetinin bitmesiyle Altıpınar'da düğün son bulmuş ve yeni bir aile daha kurulmuştur.

C-Ölüm Adetleri  
Doğum ve evlenmede olduğu gibi ölüm çevresinde de bir çok inanç, adet gibi kalıp davranışlar vardır.

1-Ölümü Düşündüren Belirtiler  
Altıpınar'da bazlama yapılırken hamurun katlanması, hamurun tandıra düşmesi, insanların mala düşmesi, aşın derecede toprağına özlem duyması,rüyada bir kişinin daha önce ölen biri tarafından çağrılması, baykuşun ötmesi ölüm belirtisi olarak algılanır.         

2-Ölüm Anındaki Adetler
 
Öleceğine inanılan kişinin durumu iyice ağırlaşınca hemen başka yerde bulunan çocuklarına ve yakın akrabalarına haber verilir .Hastanın başında devamlı Kur'an okunur.        

3-Ölümden Sonraki Adetler
 
Köyde kişi öldükten sonra bir an önce gömülmesinin doğru olacağına inanılır ve bu çerçevede hemen gömülür; fakat uzakta bulunan çocukları ve yakın akrabaları henüz gelmemişlerse ceset bir gün köyün morgunda bekletilir. Köyde defnetme işini sadece erkekler yapar. Mezarlığa kadınlar götürülmez.
Ölü evine gelenlere lokum ikram edilir. Ölümün ardından biri hemen olmak üzere; diğeri ölümün elli ikinci günü köylüye ölenin hayrına yemek verilir. Ölümden sonra elli ikinci günde ölünün etinin kemiğinden ayrıldığına inanılır. Bu yemeklerde klasik yemeklerin yanın-da merhumun sevdiği yemeklerin verilmesine dikkat edilir. Ölümden sonra ilk bayramda köylüye şerbet verilir. Herkes kadın-erkek ayrı olmak üzere ölü evine gider. Burada gelenlere şerbet ikram edilir.
Altıpınar'da geçiş dönemi adetleri bu şekilde varlığını devam ettirmektedir.

 
V. BÖLÜM

ALTIPINAR KÖYÜ'NDE HALK HEKİMLİĞİ  

Önceleri doktorları-hekimleri bugünkü kadar yaygın olmadığı için halk, hastalıkları kendi yöntemleri ile tedavi etmeye çalışırmış. Günümüzde bu tedavi yöntemlerinden bazıları köyümüzde halen varlığım sürdürmektedir. Bunlar:


Yanık için
, yanığın üzerine kabak, salça, şeker sürülmesinin iyi geldiği söylenir.


İncinme için
, incinen yerin üzerine et, üzüm, zeytin, hamur konulmanın iyi geldiği söylenir.

Mayasır(Hemoroit) için
, ısırgan otunun kaynatılıp suyunun içilmesi ve kirpi etinin yenilmesinin iyi geldiği söylenir.

Arı sokması için
, arının soktuğu yerin üzerine çamur sürülmesinin iyi geldiği söylenir.

 

VI.BÖLÜM            

ALTIPINAR KÖYÜ'NDE YÖRESEL YEMEKLER

l-Gıcı Mantı
Özel bir şekilde yoğrulan hamur , bezi. adı verilen küçük parçalara ayrılır. Daha sonra oklava ile biraz kalınca .kalacak şekilde hamur açılır. Ardından bıçakla kare şeklinde küçük küçük kesilir. Sonra güneş altında kurutu1ur. Kurutulan bu hamurlar daha sonra kullanılmak üzere erzak torbalarına konur.

Önce belirli miktarda su tencereye konulur ve içine tuz atılır, su kaynayınca yeterince mantı suya atılır. Mantının piştiğine kanaat getirilince ateşten indirilir ve suyu süzülür sonra başka bir kapta hazırlanmış olan sarmısaklı yoğurt ile kıymalı salça mantının üzerine dökülür ve yemek hazır hale gelir.

2-Gendime Yemeği
Gendime yemeği, yarma adı verilen özel olarak hazırlanmış buğday, nohut, soğan ve yeterli miktarda yağ ile tuzdan yapılan bir yemektir.
Yemek normal ocaklarda da pişirilmekle beraber, asıl lezzetini çömlek adı verilen topraktan yapılmış özel kabın içerisinde, tandırda pişirildiği zaman bulduğunu söylerler.
Gendime yemeğinde ilk önce nohut çömleğin içine yerleştirilir. Sonra üzerine nohutları kaplayacak kadar su konulur ve çömlek tandıra yerleştirilir. Nohutların iyice yumuşamasından sonra ayrı bir kapta hazırlanmış olan pembeleştirilmiş soğanlı salça ve yarma biraz da sıcak su ilave edilerek çömleğin içine boşaltılır. Sonra yeterince tuz eklenerek çömlek tekrar tandırın içine indirilir. Yaklaşık iki saat sonra yemek hazırdır.

3-Bulamaç Yemeği
Bulamaç yemeği bir miktar un, pekmez veya şeker, iki yemek kaşığı tere yağı ile hazırlanan bir yemektir. İlkönce un tek başına ateşte kızartılır. Ardından pekmez veya şekerli su ile karıştırılır. Sonra eritilmiş tere yağı bu karışıma eklenir ve bir miktar daha ateşte bekletilir. Yemek iyice piştiği kanaat getirilince ateşten alınır ve hazır hale gelir.        

4-Kabak Çiçeği Dolması

Kabak çiçeği dolması için önce bahçeden çiçek açma döneminde olan kabakların çiçekleri toplanılır. Açan çiçeklerin çoğu kabak olmayacağı için çiçeklerin toplanması kabakların yetişmesine zarar vermez.
Çiçekler toplandıktan sonra iç hazırlanır.
Bu iç normal bulgurla hazırlanır. İç birazca yağlı olur. Çünkü daha sonra yemeğe yağ ilave edilmez.
İç hazırlandıktan sonra kabak çiçeklerinin içine doldurulur. İçi dolan çiçekler tencereye veya çömleğe dizilir. Sonra çömlek içine yeterince su konularak tandıra indirilir. Yemek pişirilince tandırdan çıkarılır. Kabak çiçeği dolması yenilirken üzerine sarımsaklı yoğurt ilave edilir.

 5-Arabaşı
Özellikle uzun kış gecelerinde hazırlanan bir yemektir.
İlk önce büyük bir kazanın içine biraz su konulur. Sonra elenmiş un yavaş yavaş gezdirilerek suyun üzerine dökülür. Bir yandan da kazan karıştırılarak un ile suyu hamur hale gelmesi sağlanır. Bu arada yeterli miktarda tuz da ilave edildikten sonra bu karışım ateşin üzerine konulur. İyice kaynadıktan sonra ateşten alınır ve sinilere boşaltılıp donmaya bırakılır. Hamur donarken bir yandan da arabaşının çorbası hazırlanır.

Çorba, un, bol miktarda baharat, tereyağı ve yeterince tuz ve su ilave edilerek yapılır. Bu çorba piştikten sonra daha önceden hazırlanan pişmiş tavuk eti parçalanarak çorbaya eklenir. Bu arada sinilere dökülen hamurda iyice donmuştur.

Çorba taslara boşaltılır. Ardından tasın sığacağı kadar bir yer hamurun olduğu sininin ortasında açılır. Çorba buraya yerleştirilir. ve arabaşı yemeye hazır hale gelir.

Arabaşı özel bir şekilde yenilir. Önce hamur kaşığa alınır. Sonra biraz da çorbadan alınır ve hiç çiğnenmeden yutulur.

6-Haside
Haside, yeterince un, pekmez veya şeker ile hazırlanır. Önce un ateşte iyice kavrulur. Ardından pekmez veya şekerli su ile karıştırmaya devam edilir. Yeterli kıvama ulaşınca elle istenilen şekiller verilerek hazırlanır. Soğuduktan sonra yemeye hazır hale gelir.  

 

VII. BÖLÜM       
ALTIPINAR KÖYÜ'NDEKİ YÖRESEL KIYAFETLER
      

 

1-Erkek Kıyafetleri    
Altıpınar'da erkekler şehirde giyilen, normal ceket, pantolon ve gömlekten oluşan bilinen kıyafetleri kullanırlar.

2-Kadın Kıyafetleri  
Köyü görünüşte tipik bir köy havasına sokan en önemli unsurlardan birisi köy kadınlarının kıyafetidir.  Kadınlar, şalvar giyinip yemeni bürünürler. Bekar genç kızlar normal eşarp bürünürler. Nişanlı kızlar ve isteyen genç bekar kızlar beyaz adı verilen etrafı işlemeli beyaz yemeniyi bürünürler. Ayrıca nişanlı kızlarla yeni evli gelinler gezmeye giderken Çar adı verilen etrafı püsküllü kıyafeti üzerlerine alırlar.
Köyde hacca giden kadınlar genellikle etrafı işlemesiz olan beyaz yemeniyi bürünürler;  erkekler ise hicazdan alınan şapkaları kafalarına takarlar.

3-Çocuk Kıyafetleri
Çocuklar için, sadece yörede kullanılan kıyafetler mevcut değildir. Çocuklar bilinen kıyafetleri giyerler.


VIII. BÖLÜM
     
ALTIPINAR KÖYÜ'NDEKİ İNANIŞLAR

Doğum, düğün ve ölüm adetleriyle birlikte var olan bazı halk inanışlarım bu adetleri anlatırken dile getirmiştik. Fakat burada bu inanışlarla birlikte diğer inanışları da yazarak inanışlar konusunda daha derli toplu bir görüntü sunmaya çalışalım.
Köydeki inanışlar genel olarak incelendiği zaman, insanların yaptırmak istedikleri işi daha kolay yaptırmak için fizik ötesi güçlere sırtlarını dayanmaları dikkat çekiyor.

Eşyaların, hayvanların duruşlarından, insanının vücudundaki bir takım değişikliklerden çeşitli manalar çıkarılıp bunlar inanış haline gelmiş. Bunların neden böyle olduğu ise bilinmiyor. Sadece, ezelden beri öyle der öyle yaparlar diye bu inanışlar bir temele bağlanamıyor. Buradan anlaşılıyor ki bu halk inanışları çoğu zaman İslâmî dayanağı olmayan eski Türk geleneklerine dayanmaktadır.

1-Bereket inanışları

Gelinin başına para saçılması.
Gelinin ayakkabısına para konulması.
Düğün bayrağına meyve takılıp kumaşlar bağlanması. Yağmur yağması.

2-Misafir inanışları
Çay içerken çayda çıkan çay kökleri.
Gözün kalması.
Çocuğun sürüne sürüne evin kapısının eşiğinden içeri girmesi.
Sakça adı verilen siyah-beyaz renkli karganın evin bahçesine konması.

3-Ölüm inanışları
Ekmek yapılırken hamurun katlanması veya yere düşmesi.
Rüyada yılan görülmesi.
Kişinin aşın derece doğduğu toprağı arzulaması.
Kişinin aşın derecede mala düşkün hale gelmesi.

4-Uğursuzluk inanışları
Kapı ağzında oturmak.
Gece aynaya bakmak.
Gece tırnak kesmek.
Kara kedi görülmesi.
Baykuş görülmesi.
Gece sakız çiğnenmesi.

5-Seyahat inanışları ve Diğer inanışlar
Kişinin ayağının altının kaşınması seyahat olacağına işaret sayılır.
Avucun kaşınması bir yerlerden para geleceğine işaret sayılır.
Kulağın çınlaması bir yerlerde kulağı çınlayan kişi ile ilgili laf edildiğine işaret sayılır.
 
 
    
SONSÖZ
Üniversite son sınıfta okurken okul bitirme tez konusu olarak özellikle köyümüz Altıpınar’la ilgili bir derleme yapmak istiyordum. Hocalarımın da uygun görmesiyle böyle bir çalışma yaptım. Çalışmam sırasında rahmetli babaannemin bana çok yardımı olmuştu. Tıpkı babaannem gibi derleme sırasında hayatta olan birçok kişinin bugün aramızda olmayışı benim için bu derlemeyi biraz daha önemli kılıyor. Köydeki lakapların, hikayelerin, efsanelerin, manilerin vs. günlük yaşam içinde farkına varamadığımız birçok kültürel değerimizin hiç değilse bu sayede kalıcı olacağını bilmek beni mutlu ediyor.
 Köyümüz adına kurulan internet web sayfasında bu derlemenin yayınlanma teklifi geldiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Köy kültürünün korunmasında, yaşatılmasında, köylülerimizin geçmişle bağlarının sağlam tutulmasında bir katkısı olacaksa ne mutlu...
Bir kere daha burada bu çalışmayı yaparken bana yardımcı olan herkese teşekkür ediyorum, aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet diliyorum.
 
                                                                                                                     21.06.2005
                                                                                                                    Mustafa DEMİR
                                                                                                              ( Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır )
 
 

 
 

IP-Numaraniz

38.107.191.86

Döviz Kurlari

DövizDöviz AlisDöviz Satis
Dolar1.50331.5106
Euro1.91791.9272
Copyright (c) 2007. ALTIPINAR.COM . All rights reserved.